Bildirimler

Bildirimler yükleniyor…

Ailem Güvende operasyonlarından Avrupa'nın tepkisine: Türkiye ve AB'nin LGBTİ+ politikaları

Ailem Güvende operasyonlarından Avrupa'nın tepkisine: Türkiye ve AB'nin LGBTİ+ politikaları

Türkiye'de 15 ili kapsayan "Ailem Güvende" operasyonlarına Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi'nden "endişe" açıklamaları gelirken yedi Avrupa ülkesi de ortak bildiri yayımladı. Ankara operasyonları çocukların, gençlerin ve aile yapısının korunması ile suç soruşturmaları çerçevesinde değerlendirirken AB, LGBTİQ+ kişilerin korunması, ayrımcılıkla mücadele, aynı cinsiyetten çiftlerin ve ailelerin hukuki tanınması ile bu alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesini öne çıkarıyor. Türkiye'nin 2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı kapsamında yürüttüğü politikalar ile AB'nin 2026-2030 LGBTİQ+ Eşitlik Stratejisi, iki tarafın konuya farklı öncelikler üzerinden yaklaştığını gösteriyor.

İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet başsavcılıklarının koordinasyonunda yürütülen "Ailem Güvende" operasyonları 5 il merkezli olarak toplam 15 ili kapsadı. Operasyonların ilk açıklanan bilançosunda 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem gerçekleştirildi. Soruşturmalarda "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "fuhuş", "müstehcenlik" ve "kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak veya satın almak" gibi suçlamalar yöneltildi.

İstanbul merkezli soruşturma kapsamında 12 ilde 38 şüpheliye yönelik arama, yakalama ve el koyma işlemleri gerçekleştirildi. İstanbul'da faaliyet gösteren 10 işletme ile 6 LGBTİ+ derneğinin de aralarında bulunduğu toplam 54 iş yeri, ev ve dernekte arama yapıldı. Operasyonlarda uyuşturucu maddeler, kaçak alkol, ruhsatsız tabanca ve dijital materyaller ele geçirilirken bir işletme ruhsatına aykırı faaliyet nedeniyle mühürlendi.

İstanbul'daki soruşturma kapsamında Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği, Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD), HEVİ LGBTİ+ Derneği, LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği (LİSTAG), Pozitif Yaşam Derneği ve Pozitif-İz Derneği hakkında da işlemler gerçekleştirildi. Soruşturma kapsamında bu derneklerin faaliyetleri ve mali hareketleri incelemeye alındı.

Ankara'da ise Kaos GL Derneği hakkında ayrı bir soruşturma yürütüldü. Derneğin internet sitesi ve sosyal medya hesaplarındaki içeriklere ilişkin başlatılan soruşturmada dernek yöneticileri ile dijital hesapları yönettiği belirtilen kişilerin de aralarında bulunduğu şüpheliler hakkında gözaltı kararları verildi. Derneğin internet sitesine Türkiye'den erişim de engellendi.

İstanbul merkezli soruşturmanın devamında gözaltına alınan şüphelilerden 20'si tutuklandı, 14 kişi hakkında adli kontrol kararı verildi. İzmir'de gözaltına alınan 18 kişiden 16'sı tutuklandı, 2 kişi hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı.

Mersin merkezli yürütülen soruşturmada ise 36 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerden 28'i tutuklanırken 8 kişi hakkında adli kontrol kararı verildi. Soruşturma kapsamında kentte faaliyet gösteren Muamma LGBT Derneği ile Mersin 7 Renk LGBT Derneği'nin kapatılması için yazışmalara başlandı. Derneklerle bağlantılı 14 internet sitesi ve 186 sosyal medya hesabına da erişim engeli getirildi.

Böylece operasyon kapsamında hakkında adli işlem yapıldığı açıklanan 9 dernek arasında İstanbul'daki 6 derneğin yanı sıra Ankara'daki Kaos GL ile Mersin'deki Muamma LGBT ve Mersin 7 Renk LGBT dernekleri yer aldı.

Avrupa'dan "endişe" açıklamaları

Operasyonların ardından Avrupa'dan gelen ilk açıklamalardan biri Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O'Flaherty'den geldi. O'Flaherty, 15 Eylül'de Türkiye'de LGBTİ sivil toplum kuruluşları ve insan hakları savunucularına ilişkin gözaltı, baskın ve internet ile sosyal medya hesaplarına getirilen engellemelerden endişe duyduğunu açıkladı. Açıklamada ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüğü ile adil yargılanma hakkına vurgu yapıldı.

Avrupa Birliği de 18 Eylül'de yaptığı açıklamada LGBTİQ+ kişiler, aktivistler, insan hakları savunucuları, kuruluşlar, işletmeler ve barışçıl eylemciler hakkındaki gözaltı ve hukuki süreçler ile internet siteleri ve sosyal medya hesaplarına yönelik engellemeleri "endişeyle" takip ettiğini bildirdi.

Açıklamada adil yargılanma güvencelerinin sağlanması, ifade, barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüklerinin korunması gerektiği belirtilirken sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini sürdürebilmesine vurgu yapıldı. AB ayrıca uluslararası kuruluşlardan fon alan sivil toplum kuruluşlarının hedef alınmasının örgütlenme özgürlüğü ve sivil alan üzerinde olumsuz sonuçlara yol açabileceğini savundu.

Fransa, İsveç, Finlandiya, Almanya, İzlanda, Danimarka ve Hollanda'nın yer aldığı yedi Avrupa ülkesi de ortak açıklamada Türkiye'de 12 Eylül'den itibaren yaşanan gelişmelere ilişkin endişelerini dile getirdi. Açıklamada ifade özgürlüğü ile barışçıl toplanma ve örgütlenme haklarına vurgu yapıldı. İtalya ise ortak açıklamaya imza atan ülkeler arasında yer almadı.

Türkiye'nin politika çerçevesinde aile ve çocukların korunması öne çıkıyor

Türkiye'nin aile politikalarında 2026-2035 dönemi için oluşturulan Aile ve Nüfus On Yılı, aile yapısının güçlendirilmesinden gençlerin evliliğinin desteklenmesine, doğum oranlarının artırılmasından çocukların karşı karşıya kaldığı risklere yönelik çalışmalara kadar geniş bir politika alanı oluşturuyor.

On yıllık dönemin temel başlıkları arasında aile kurumunun ve nesillerin korunması, evliliğin teşvik edilmesi, doğurganlık hızının artırılması, gençlerin nitelikli yetiştirilmesi ve yaşlı refahının güçlendirilmesi ile kırsal kalkınma ve nüfusun dengeli dağılımı bulunuyor. Dijital çağın riskleri, bağımlılıklar ve aile yapısını olumsuz etkilediği değerlendirilen akımlara karşı çocukların ve gençlerin korunması da politika çerçevesine dahil ediliyor.

Bu yaklaşımın ekonomik ayağında gençlerin aile kurmasını kolaylaştırmaya yönelik destekler öne çıkıyor. 81 ilde uygulanan Aile ve Gençlik Fonu kapsamında genç çiftlere sıfır faizli kredi desteği sağlanırken evlilik öncesi ve sonrasında eğitim ve danışmanlık hizmetleri de veriliyor. Eylül ayında 18 bin 334 genç için toplam 2 milyar 76 milyon lira ödeme yapılırken fon kapsamında bugüne kadar 222 bin 988 gence 21 milyar 48 milyon liralık kredi desteği sağlandı.

Doğum oranlarını artırmaya yönelik desteklerde de çocuk sayısına göre farklılaşan bir model uygulanıyor. 2025'ten itibaren doğan çocuklar için ilk çocukta tek seferlik 5 bin lira, ikinci çocukta aylık 1500 lira, üçüncü ve sonraki çocuklarda ise aylık 5 bin lira destek sağlanıyor. Ağustos sonu itibarıyla 1 milyon 278 bin 581 çocuk için toplam 25 milyar liralık ödeme gerçekleştirildi.

Aile politikaları yalnızca ekonomik desteklerle sınırlı tutulmuyor. Aile Eğitim Programı kapsamında ailelerin günlük yaşamda ihtiyaç duyduğu bilgi ve becerilerin geliştirilmesi hedeflenirken 2026-2027 eğitim öğretim yılıyla birlikte velilere yönelik "Okul ve Aile Hayatı" eğitimlerinin yaygınlaştırılması kararlaştırıldı. Çalışmalarda sorunlar ortaya çıkmadan önce ailelerin bilgi ve becerilerinin geliştirilmesini amaçlayan koruyucu ve önleyici yaklaşım öne çıkıyor.

Aile ve Nüfus On Yılı kapsamında aile ve nüfus yapısındaki değişimlerin düzenli olarak takip edilmesi, evlenme yaşının yükselmesi, doğurganlıktaki düşüş, dijitalleşme ve bağımlılıklar gibi başlıkların nedenleriyle birlikte incelenmesi ve elde edilen sonuçlara göre yeni politika ve uygulamaların geliştirilmesi de planlanıyor.

Türkiye'nin yaklaşımı son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 22 Eylül'de Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'ndaki konuşmasında da yer aldı. Erdoğan, "küresel cinsiyetsizleştirme politikaları" olarak nitelendirdiği uygulamaların aile ve çocukları hedef aldığını savunarak kadın ve erkekten oluşan aile yapısının korunması gerektiğini söyledi.

AB'nin LGBTİQ+ politikası Türkiye'den farklı bir hatta ilerliyor

Türkiye aile politikasını kadın ve erkekten oluşan aile yapısının korunması, evliliğin desteklenmesi, doğurganlığın artırılması ve çocukların korunması üzerine kurarken Avrupa Birliği LGBTİQ+ bireylerin toplumsal ve hukuki konumunun güçlendirilmesine yönelik ayrı bir politika yürütüyor. Avrupa Komisyonunun 2026-2030 LGBTİQ+ Eşitlik Stratejisi; LGBTİQ+ bireylerin korunması, güçlendirilmesi ve bu alandaki eşitlik politikalarının toplumun farklı kesimlerine yayılmasını temel hedefler arasında sıralıyor.

AB'nin yaklaşımında LGBTİQ+ kimliklerin ayrımcılıktan korunmasının yanı sıra bu kişilerin kamusal yaşamda daha görünür ve etkin olması yönündeki politikalar da yer alıyor. Avrupa Komisyonu üye ülkelerden LGBTİQ+ eşitliğine yönelik ulusal strateji veya eylem planları hazırlamalarını isterken bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının fonlanmasını ve karar süreçlerine daha fazla dahil edilmesini destekliyor.

Stratejinin aile politikalarına uzanan başlıklarından birini ise aynı cinsiyetten çiftler ve çocuklarından oluşan, AB belgelerinde "rainbow families" olarak tanımlanan ailelerin hukuki durumunun güçlendirilmesi oluşturuyor. Komisyon, bir AB ülkesinde kurulmuş ebeveynlik bağının diğer üye ülkelerde de tanınmasını amaçlayan ebeveynliğin tanınmasına ilişkin düzenlemenin kabul edilmesini teşvik ediyor. Bu yaklaşım, aynı cinsiyetten ebeveynlerin sınır ötesi durumlarda çocuklarıyla kurdukları hukuki bağın korunmasını hedefliyor.

AB ayrıca kişilerin cinsel yönelimi veya cinsiyet kimliğini değiştirmeyi amaçlayan ve "conversion practices" olarak adlandırılan uygulamalara karşı ortak politika geliştirmeyi hedefliyor. Avrupa Komisyonu bu uygulamaların yasaklanması yönünde üye ülkelere tavsiyede bulunacak bir düzenlemeyi 2027'de hazırlamayı planlıyor.

LGBTİQ+ kişilere yönelik nefret söylemi ve nefret suçlarıyla mücadele için ceza hukuku imkanlarının genişletilmesinin araştırılması, çevrim içi nefret söyleminin takibi, siber zorbalığa karşı yeni uygulamalar geliştirilmesi ve iş hayatında LGBTİQ+ çalışanların kapsayıcılığının artırılması da AB'nin politika başlıkları arasında bulunuyor.

Bu yönüyle iki yaklaşım arasında belirgin bir politika farkı ortaya çıkıyor. Türkiye'nin resmî politika ve söyleminde aileyi ve çocukları olumsuz etkilediği değerlendirilen "cinsiyetsizleştirme" akımlarına karşı aile kurumunun korunması öne çıkarılırken AB, LGBTİQ+ kimlikleri eşitlik ve ayrımcılıkla mücadele politikalarının parçası olarak ele alıyor; aynı cinsiyetten çiftlerin ve ailelerin hukuki durumunun güçlendirilmesini, LGBTİQ+ sivil toplumunun desteklenmesini ve bu alandaki politikaların üye ülkelerde yaygınlaştırılmasını hedefliyor.

Avrupa ülkelerinin uygulamaları birbirinden farklı

AB'nin ortak LGBTİQ+ eşitlik stratejisi bulunmasına rağmen aile hukuku ve aynı cinsiyetten çiftlerin hukuki statüsü konusunda üye ülkelerde aynı uygulamalar geçerli değil.

2026 itibarıyla Avusturya, Belçika, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, Lüksemburg, Malta, Hollanda, Portekiz, Slovenya, İspanya ve İsveç'te aynı cinsiyetten çiftlerin evlenmesine izin veriliyor. İtalya'da ise aynı cinsiyetten çiftlerin evliliği ulusal hukuk kapsamında tanınmazken kayıtlı birliktelik sistemi uygulanıyor.

Üye ülkeler arasındaki farklılık kayıtlı birlikteliklerde de görülüyor. Bulgaristan, Litvanya, Polonya, Romanya ve Slovakya'nın ulusal hukukunda kayıtlı birliktelik sistemi bulunmazken diğer bazı ülkelerde aynı cinsiyetten çiftlere evlilik yerine veya evliliğin yanında farklı hukuki birliktelik modelleri sunuluyor.

Bu tablo, AB kurumlarının LGBTİQ+ eşitliği konusunda ortak bir politika geliştirmesine karşın aile ve evlilik hukukunun önemli bölümünün ulusal yetkide kalması nedeniyle Avrupa ülkeleri arasında farklı uygulamaların sürdüğünü gösteriyor. İtalya'nın Türkiye'ye ilişkin yedi ülkenin ortak açıklamasında yer almaması da operasyonlara yönelik diplomatik tutumda tüm Avrupa ülkelerinin aynı açıklamaya katılmadığını ortaya koydu.

Ankara'dan eleştirilere yanıt

Avrupa'daki açıklamalar ve uluslararası basında operasyonlara yönelik eleştirilerin ardından Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi 21 Eylül'de açıklama yaptı.

Operasyonların "keyfi ve hedef gözeterek yürütüldüğü" yönündeki iddialar reddedilirken soruşturmaların uyuşturucu, fuhuş, fuhşa aracılık ve çocuk istismarı odağında faaliyet gösteren organize suç yapılanmalarına karşı gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmaların yargı organlarının gözetiminde, somut deliller, ihbarlar ve adli süreçler kapsamında sürdürüldüğü ifade edildi.

Açıklamada 2026-2035 döneminin Aile ve Nüfus On Yılı ilan edildiği hatırlatılarak çocukların uyuşturucu maddelerden, cinsel istismardan, fuhuş ekonomisinden ve dijital manipülasyondan korunmasının devletin asli görevleri arasında bulunduğu vurgulandı.

"Ailem Güvende" operasyonlarının ardından ortaya çıkan tartışmada Türkiye'nin aileyi, çocukları ve gençleri merkeze alan politika çerçevesi ile AB'nin LGBTİQ+ bireylerin eşitliği, hukuki ve toplumsal konumlarının güçlendirilmesi ile ayrımcılıkla mücadeleyi öne çıkaran yaklaşımı karşı karşıya geldi. AB içinde aile ve evlilik hukukuna ilişkin farklı ulusal uygulamalar sürerken operasyonlara ilişkin açıklamalar da Avrupa ülkelerinin tamamının aynı diplomatik tutumu benimsemediğini gösterdi.

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…