COP31 Türk ekonomisine nasıl katkı sağlayacak?
Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31, yalnızca iklim değişikliğiyle mücadele politikalarının ele alınacağı uluslararası bir toplantı olmanın ötesinde, ekonomik ve ticari fırsatları da beraberinde getiriyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen konferans, 9 Kasım’da başlayacak ve 20 Kasım’a kadar devam edecek.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, 22 Ekim’de yaptığı açıklamada, organizasyonun Antalya’da yaklaşık 2 milyar dolarlık doğrudan ekonomik hareketlilik oluşturmasının, çarpan etkisiyle toplam katma değerin ise 3-4 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini bildirdi.
Kurum, zirve kapsamında 85 liderin katılım bildirdiğini, yaklaşık 300 bakanın da Türkiye’yi ziyaret etmesinin beklendiğini açıkladı. Konferans alanında 159 pavilyon ve 90 delegasyon ofisinin başvurusunun onaylandığını belirten Kurum, organizasyonun uluslararası ölçekte geniş katılımla gerçekleştirileceğini ifade etti.
Zirvenin ekonomik etkisinin yalnızca katılımcıların harcamalarıyla sınırlı kalmaması, uluslararası şirketler, finans kuruluşları ve yatırımcılarla kurulacak temasların yeni iş birliklerine zemin hazırlaması da bekleniyor.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi ile Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) tarafından 23 Ekim’de düzenlenen COP31’e Doğru Yatırım Zirvesi’nde de Türkiye’nin yeşil yatırım potansiyeli gündeme geldi. YASED Başkanı Ali Fuat Orhonoğlu, derneğin analizine göre 2015-2024 döneminde COP’a ev sahipliği yapan ülkelerde yeni yatırım projelerinin sayısında yaklaşık yüzde 50, taahhüt edilen yatırım sermayesinde ise yüzde 135 artış görüldüğünü aktardı.
Bu veriler, COP ev sahipliğinin yatırımcılarla temas açısından fırsat oluşturabildiğine işaret ederken, söz konusu artışların tamamının doğrudan zirvelerden kaynaklandığı anlamına gelmiyor. Türkiye açısından belirleyici olan, uluslararası görünürlüğün somut yatırım projelerine ve uzun vadeli finansman anlaşmalarına dönüştürülmesi olacak.
Antalya’da yerel işletmeler nasıl etkilenecek?
COP31’in ekonomik hareketliliğinin ilk hissedileceği alanların başında Antalya’nın turizm ve hizmet sektörü geliyor. Konferansa katılacak devlet temsilcileri, diplomatlar, uluslararası kuruluşlar, iş dünyası temsilcileri, medya mensupları ve sivil toplum kuruluşlarının kentte oluşturacağı talebin konaklama, ulaşım, yeme içme ve perakende sektörlerine yansıması bekleniyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre Antalya, 2025 yılında 17 milyon 122 bin 548 ziyaretçi ağırladı. Kentin uluslararası turizmdeki güçlü konumu, COP31 gibi büyük ölçekli bir organizasyonun mevcut turizm altyapısı üzerinden ekonomik hareketlilik oluşturması açısından önem taşıyor.
Oteller, konferans döneminde konaklama talebinden yararlanabilecek sektörlerin başında geliyor. Özellikle delegasyonlar, uluslararası kuruluşlar, medya ekipleri ve organizasyon görevlilerinin konaklama ihtiyaçları otel işletmelerine yönelik talebi artırabilecek.
Ulaşım sektöründe ise havalimanı transferleri, toplu taşıma, servis hizmetleri ve araç kiralama öne çıkıyor. Restoranlar, kafeler ve catering işletmeleri de katılımcıların yeme içme ihtiyaçları doğrultusunda ekonomik hareketlilikten pay alabilecek.
Organizasyonun etkisinin yalnızca büyük işletmelerle sınırlı kalmaması, tedarik zincirinde yer alan küçük ve orta ölçekli işletmelere de yansıması bekleniyor. Güvenlik, temizlik, teknik altyapı, etkinlik organizasyonu, lojistik ve prodüksiyon hizmetleri bu süreçte öne çıkan diğer alanlar arasında bulunuyor.
Bakan Kurum’un açıklamasına göre COP31 kapsamında EXPO alanında 35 bin metrekarenin üzerinde kalıcı yapı inşa edildi. Ayrıca Antalya’da 38 kilometrelik yolun yenilendiği, dört ana arterde 21 kilometreyi aşan çalışma yürütüldüğü ve otellerle konferans alanı arasındaki 12 bağlantı yolunda 16 bin metrelik imalatın tamamlandığı bildirildi.
Bu yatırımların konferans sonrasında da kullanılacak olması, organizasyonun kentteki altyapı ve uluslararası etkinlik kapasitesine yönelik uzun vadeli etkisini gündeme getiriyor.
İklim yatırımları Türkiye ekonomisine nasıl yansıyacak?
COP31’in Türkiye açısından uzun vadeli ekonomik fırsatlarından biri, uluslararası iklim finansmanına erişimin artırılması ve yeşil yatırımların hızlandırılması olacak.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Dünya Bankası Grubu bünyesindeki Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) ve Uluslararası Finans Kurumu (IFC) iş birliğiyle Türkiye Endüstriyel Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu (TIDIP) hayata geçirildi.
15 Eylül 2026’da duyurulan platformla, sanayinin yeşil dönüşümünü desteklemek amacıyla 2030’a kadar uluslararası finans kuruluşlarından 5 milyar dolar kaynak sağlanması ve yıllık 20 milyon tonun üzerinde karbon emisyonunun azaltılması hedefleniyor.
İlk aşamada çelik, alüminyum, çimento ve gübre sektörlerini kapsayan platformun, ilerleyen süreçte cam, seramik ve kimya gibi sektörlere de genişletilmesi öngörülüyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda çelik sektöründe 31 milyar dolar, çimento sektöründe 30 milyar dolar, alüminyum ve gübre sektörlerinin her birinde 5 milyar dolar olmak üzere toplam 70 milyar doların üzerinde yatırım ihtiyacı bulunduğunu açıkladı.
Bu tablo, yeşil dönüşümün Türkiye sanayisi için önemli bir finansman ve teknoloji ihtiyacı oluşturduğunu gösteriyor. Uluslararası kaynakların üretim tesislerinin modernizasyonu, enerji verimliliği, düşük karbonlu üretim teknolojileri ve atık yönetimi gibi alanlarda kullanılması, sanayinin dönüşümüne katkı sağlayabilir.
Yeşil dönüşümle sanayi ve ihracatta yeni dönem
İklim politikalarının ekonomik etkileri yalnızca enerji yatırımlarıyla sınırlı kalmıyor. Üretim süreçlerinde karbon salımının azaltılması, Türkiye’nin dış ticaret ilişkileri ve uluslararası tedarik zincirlerindeki konumu açısından da önem taşıyor.
Özellikle Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Türkiye’nin Avrupa pazarına ihracat yapan sektörleri için yeşil dönüşümü daha önemli hale getiriyor. Çelik, alüminyum, çimento ve gübre gibi karbon yoğun sektörlerde üretim süreçlerinin dönüştürülmesi, ihracatçıların uluslararası pazarlardaki rekabet koşullarına uyum sağlaması açısından önem taşıyor.
Bu süreçte yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği, batarya teknolojileri, elektrikli ulaşım ve geri dönüşüm gibi alanlar yeni yatırım fırsatları oluşturuyor.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, 23 Ekim’deki yatırım zirvesinde Türkiye’nin mevcut kurulu elektrik gücünün yüzde 60’ının yenilenebilir kaynaklardan oluştuğunu belirtti. Dağlıoğlu, Türkiye’nin güneş paneli üretim kapasitesi ve rüzgar enerjisi ekipmanları alanındaki üretim ekosistemine dikkati çekerek, yeşil dönüşümün yalnızca enerji üretimiyle değil, bu alanda kullanılan teknolojilerin Türkiye’de üretilmesiyle de desteklenebileceğini ifade etti.
Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar da aynı zirvede enerji sektörüne kullandırılan kredilerin 1 trilyon lirayı aştığını, proje finansmanı kapsamındaki enerji kredilerinin 695 milyar liraya, yenilenebilir enerji kredilerinin ise 347 milyar liraya ulaştığını açıkladı.
Bu rakamlar, yeşil dönüşümün finansman boyutunun Türkiye’de halihazırda önemli bir yatırım alanı oluşturduğunu ortaya koyuyor.
COP31 sonrasında Türkiye’nin kazanımları kalıcı olacak mı?
COP31’in Türkiye ekonomisine etkisinin ölçülmesinde organizasyon süresince oluşacak harcamaların yanı sıra zirve sonrasında hayata geçirilecek yatırımlar da belirleyici olacak.
Antalya’daki otellerin, restoranların, ulaşım ve hizmet işletmelerinin elde edeceği gelirler kısa vadeli ekonomik hareketliliği oluştururken, uluslararası finansman anlaşmaları, sanayide dönüşüm projeleri ve yenilenebilir enerji yatırımları daha uzun vadeli kazanımların temelini oluşturabilir.
Bu noktada iklim finansmanı kapsamında açıklanan kaynak hedeflerinin ne kadarının somut projelere aktarılacağı, yatırım taahhütlerinin ne ölçüde gerçekleşeceği ve dönüşümün istihdam ile ihracata nasıl yansıyacağı önem kazanıyor.
Türkiye’nin COP31 ev sahipliğinden elde edeceği ekonomik kazanımların kalıcılığı, uluslararası temasların yatırım anlaşmalarına, finansman imkanlarının üretim projelerine ve iklim hedeflerinin uygulanabilir ekonomik politikalara dönüşmesiyle ölçülecek.







Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…