Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen Taraflar Konferansının 31’incisi (COP31), Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek.
9-20 Kasım tarihlerinde düzenlenmesi planlanan COP31, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele, sera gazı emisyonlarının azaltılması, yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması, enerji verimliliği, sürdürülebilir altyapı ve iklim finansmanı gibi başlıkların uluslararası düzeyde ele alınacağı önemli toplantılardan biri olacak.
Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması, ülkenin iklim değişikliğiyle mücadele ve yeşil dönüşüm alanındaki çalışmalarının uluslararası platformda daha fazla görünürlük kazanmasına da imkan sağlayacak. Bu süreçte Türkiye’nin farklı ülkelerle geliştirdiği iklim ve çevre odaklı iş birlikleri önem kazanırken, Danimarka ile yürütülen çalışmalar da öne çıkan başlıklardan biri olarak dikkati çekiyor.
Danimarka ile yeşil dönüşüm ortaklığı
Danimarka’nın İstanbul Başkonsolosu Jakob Andersen, Türkiye ve Danimarka arasında özellikle rüzgar enerjisi, su ve atık su yönetimi ile enerji verimliliği alanlarında önemli iş birliği fırsatları bulunduğunu belirtiyor.
Danimarka, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği alanlarındaki deneyimini Türkiye ile paylaşırken, Türkiye’nin geniş enerji piyasası ve yenilenebilir enerji yatırımları Danimarkalı şirketler açısından yeni iş birliği alanları oluşturuyor.
İki ülke arasındaki ilişkilerde rüzgar enerjisi önemli bir yer tutuyor. Danimarka’nın bu alandaki teknoloji ve deneyiminin Türkiye’deki yatırımlarla buluşturulması, enerji dönüşümünün hızlandırılması açısından değerlendirilen iş birliği alanları arasında bulunuyor.
Andersen, özellikle Türkiye’de yaşlanan rüzgar türbinlerinin bakım ve servis ihtiyaçlarının Danimarkalı şirketler için yeni fırsatlar oluşturduğunu ifade ediyor.
Su kaynaklarının korunması da gündemde
İklim değişikliğiyle mücadelede yalnızca enerji dönüşümü değil, su kaynaklarının verimli kullanılması da önem taşıyor.
Danimarka ve Türkiye arasındaki iş birliğinin bir diğer başlığını su ve atık su yönetimi oluşturuyor. Andersen, Danimarka’da gelir getirmeyen su oranının yaklaşık yüzde 7 seviyesinde olduğunu, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 40’a kadar çıkabildiğini belirterek su kayıplarının azaltılmasının önemli bir verimlilik alanı olduğuna dikkati çekiyor.
Danimarka’da atık su tesislerinin yalnızca arıtma merkezleri olarak değil, aynı zamanda enerji ve kaynak üretilebilen alanlar olarak değerlendirildiği belirtiliyor. Bu yaklaşım, iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki baskısının arttığı bir dönemde suyun daha verimli kullanılması, atıkların ekonomiye kazandırılması ve enerji tüketiminin azaltılması açısından önem taşıyor.
Enerji verimliliği iklim hedeflerinin önemli parçası
İklim değişikliğiyle mücadelede yenilenebilir enerji yatırımlarının yanı sıra mevcut enerjinin daha verimli kullanılması da kritik önem taşıyor.
Danimarka’nın enerji verimliliği alanındaki deneyimi bu noktada Türkiye açısından önemli bir iş birliği alanı oluşturuyor. Özellikle sanayi ve gıda üretiminde enerji tüketiminin azaltılması, üretim süreçlerinin daha verimli hale getirilmesi ve enerji maliyetlerinin düşürülmesi konuları iki ülke arasındaki temaslarda öne çıkıyor.
Danimarka’nın deneyiminde yüksek enerji maliyetlerinin şirketleri daha verimli üretim yöntemlerine yönlendirdiği, bunun da ekonomik büyüme ile enerji tüketiminin birbirinden ayrıştırılmasına katkı sağladığı ifade ediliyor.
COP31, yeni iş birlikleri için zemin oluşturacak
Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması, bu alanlardaki çalışmaların uluslararası iş dünyası ve yatırımcılarla daha geniş bir zeminde ele alınmasını sağlayabilir.
Danimarka’nın Ankara Büyükelçiliği, İstanbul Başkonsolosluğu ve ticari yapılanmalarının COP31 sürecinde farklı alanlarda çalışmalar yürütmesi planlanıyor. İstanbul Başkonsolosluğu özellikle iş dünyası ve ticari iş birlikleri boyutuna odaklanırken, enerji dönüşümü, enerji verimliliği, sürdürülebilir altyapı ve yeşil finansman konularında şirketler arasında yeni bağlantıların kurulması hedefleniyor.
Bu kapsamda COP31’in yalnızca hükümetler arasında iklim politikalarının görüşüldüğü bir toplantı olmasının ötesinde, özel sektörün de yeşil dönüşüm yatırımları açısından bir araya gelebileceği bir platform oluşturması bekleniyor. Türkiye ile Danimarka arasındaki iş birliği de bu çerçevede enerji, su, atık yönetimi ve sürdürülebilir altyapı gibi farklı alanlara yayılıyor.
Yeşil finansman ve teknoloji iş birliği
İklim hedeflerinin hayata geçirilmesinde finansman ihtiyacı da önemli başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Danimarka’nın yeşil finansman imkanları ile Türkiye’nin yatırım ve müteahhitlik kapasitesinin bir araya getirilmesi, sürdürülebilir altyapı ve enerji projeleri açısından yeni fırsatlar oluşturabilir.
İki ülke arasındaki iş birliği Türkiye sınırlarıyla da sınırlı kalmayarak üçüncü ülkelerdeki projelere taşınabilecek bir potansiyel taşıyor. Danimarka’nın teknoloji ve finansman kapasitesi ile Türk şirketlerinin özellikle Afrika’daki proje deneyiminin bir araya getirilmesi hedefleniyor.
Bu yaklaşım, iklim değişikliğiyle mücadelede ihtiyaç duyulan temiz enerji, su yönetimi ve sürdürülebilir altyapı yatırımlarının farklı coğrafyalarda hayata geçirilmesine yönelik bir iş birliği modeli ortaya koyuyor. COP31’in Antalya’da düzenlenecek olması da Türkiye’nin bu tür uluslararası ortaklıkların geliştirilmesi için önemli bir buluşma noktası olmasına imkan sağlayacak.
Böylece Türkiye-Danimarka ilişkilerinde iklim değişikliğiyle mücadele ve yeşil dönüşüm; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, su yönetimi, sürdürülebilir altyapı ve yeşil finansman başlıkları üzerinden çok yönlü bir iş birliği alanı olarak öne çıkıyor.
Danimarka ve Türk müteahhitler Afrika’da ortak projelere hazırlanıyor
Türkiye-Danimarka arasındaki yeşil dönüşüm odaklı iş birliğinin bir diğer ayağını Afrika’daki projeler oluşturuyor.
Danimarkalı şirketlerin Afrika pazarında yeni iş fırsatlarına ulaşmakta zorlandığını belirten Danimarka’nın İstanbul Başkonsolosu Jakob Andersen, Türk müteahhitlik şirketlerinin ise kıtada güçlü bir proje ve iş ağına sahip olduğunu ifade ediyor.
Bu kapsamda Danimarka’nın teknoloji ve yeşil finansman imkanlarıyla Türk müteahhitlerinin Afrika’daki saha deneyiminin bir araya getirilmesi hedefleniyor. Özellikle yenilenebilir enerji, su ve atık su yönetimi ile sürdürülebilir altyapı projelerinde ortaklık imkanları değerlendiriliyor.
Bu hedef doğrultusunda eylülde Kopenhag’da düzenlenen Turkish EPC Summit’te Danimarkalı şirketlerle Türk mühendislik, tedarik ve inşaat firmaları bir araya geldi. Görüşmelerde Afrika başta olmak üzere üçüncü ülke pazarlarında enerji, su, altyapı ve sürdürülebilirlik alanlarında ortak projeler geliştirme imkanları ele alındı.
Andersen, iki ülkenin sahip olduğu farklı deneyimlerin birbirini tamamlayabileceğine işaret ederek, “Danimarka teknolojisi ve yeşil finansmanı ile Türk müteahhitlerini Türkiye’de ve Afrika’da bir araya getirmeye çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Böylece COP31 kapsamında iklim değişikliği ve yeşil dönüşüm ekseninde gelişen Türkiye-Danimarka ilişkilerinin, enerji ve çevre teknolojilerinin yanı sıra Afrika’daki sürdürülebilir altyapı ve yenilenebilir enerji projelerine de uzanan daha geniş bir iş birliği alanına dönüşmesi hedefleniyor.







Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…