Türkiye'de turizm denince akla gelen ilk kent olan Antalya, 9 gün boyunca Kültür Yolu Festivali'ne ev sahipliği yapacak. Bu süre zarfından kentte konserlerden sergilere, opera ve baleden geleneksel sanatlara uzanan geniş bir program vatandaşla buluşacak.
Kültür Yolu Festivali'nin açılışında Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy gazetecilerle bir araya geldi. Toplantıya Mynet Haber Müdürü Taner Şahin de katıldı. Ersoy hem Haydarpaşa Garı hem de Ayasofya'yla ilgili çok önemli bilgileri aktardı. Ayasofya'nın yer altındaki tarihi mekanlarının da ziyaretçilerle buluşturulacağını belirten Ersoy, Haydarpaşa ve Sirkeci’deki dönüşüm hedeflerini de anlattı.
Haydarpaşa Garı nın temelinde şaşırtan tespit! Bakan Ersoy ilk kez açıkladı: "1000 kazığın 800 ü yok" 1

Bakan Ersoy'un Antalya'daki açıklamaları şu şekilde;
1. Bölgesel çatışmalar, hava ulaşımındaki aksaklıklar ve ekonomik belirsizliklere rağmen ilk dokuz ayda turizm geliriniz arttı. Bu sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye turizmi krizlere karşı daha dayanıklı hâle geldi mi?
Türkiye, bölgemizde yaşanan bütün gerilimlere rağmen güçlü devlet yapısı, diplomatik kapasitesi ve Cumhurbaşkanımızın liderliğinde barış için yürüttüğü çalışmalarla bir istikrar adası olarak öne çıkıyor. Uluslararası ulaşım bağlantılarımız, turizm altyapımız ve hizmet kalitemizle dünyanın dört bir yanından misafirlerimizi ağırlamayı sürdürüyoruz. Türkiye’ye duyulan güven, sektörümüzün en önemli güvencelerinden biri. Elbette bölgemizdeki gelişmelerin uluslararası seyahat hareketliliği üzerinde etkileri var. Hava sahalarının kullanımına yönelik kısıtlamalar, bazı hatlarda seferlerin askıya alınması, uçuş güzergâhlarının değişmesi ve artan ulaşım maliyetleri; seyahat kararlarını, rezervasyonları ve tur operatörlerinin programlarını etkiliyor. Biz de bütün bu unsurları birlikte değerlendirerek hareket ediyoruz. İçinde bulunduğumuz coğrafyanın şartlarını biliyoruz. Geçmişte krizlerle karşılaştık, gelecekte de karşılaşabileceğimizin farkındayız. Bu nedenle 2018’den itibaren turizm sektörümüzün krizlere karşı bağışıklığını güçlendirecek adımlar attık. TGA’yı kurarak tanıtım faaliyetlerimizi sürekli ve sistemli bir yapıya kavuşturduk. Kaynak pazarlarımızı genişlettik, turizm ürünlerimizi çeşitlendirdik.
Bugün bir pazarda talep yavaşladığında diğer pazarlardaki çalışmalarımızı yoğunlaştırabiliyor, tanıtım ve pazarlama faaliyetlerimizi hızla yeniden planlayabiliyoruz.
Haydarpaşa Garı nın temelinde şaşırtan tespit! Bakan Ersoy ilk kez açıkladı: "1000 kazığın 800 ü yok" 2

Bu yıl da tanıtım çalışmalarımızı kesintisiz sürdürdük. Dijital kampanyalarımızla 74 ülkede 7,1 milyar gösterime ulaştık. Türk dizilerinin uluslararası etkisini turizm tanıtımına taşıyan on mini dizimiz, 2025–2026 döneminde toplam 10,5 milyar gösterim elde etti. Geleceğe Miras, gece müzeciliği ve Türkiye Kültür Yolu Festivali gibi çalışmalarımızla da farklı şehirlerimiz için yeni ziyaret sebepleri oluşturduk. Başta Türk Hava Yolları olmak üzere hava yolu şirketleri ve tur operatörleriyle rezervasyon eğilimlerini, uçuş planlamalarını ve kapasite ihtiyaçlarını birlikte değerlendirdik. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hayata geçirdiğimiz Turizm Destek Paketi, istihdam desteği ve konaklama vergisindeki indirimle sektörümüzün yanında yer aldık. İşletmelerimizin finansmana erişimini kolaylaştırmayı, istihdamını ve hizmet kalitesini korumasını önemsedik. Bütün bu olumsuzluklara rağmen ilk dokuz ayda turizm gelirimizi geçen yılın aynı dönemine göre artırmayı başardık. Bu sonuç, yıllardır uyguladığımız politikaların ve kamu ile özel sektörün birlikte ortaya koyduğu emeğin karşılığıdır. Önümüzdeki dönemde Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya başta olmak üzere büyüme potansiyeli yüksek pazarlardaki çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız. Yeni direkt uçuşlar ve ilave koltuk kapasitesi için iş birliklerimizi sürdüreceğiz. Yıl sonu için Orta Vadeli Program’da yer alan hedeflerimize bağlılığımızı koruyoruz. Türkiye’nin turizm potansiyeline ve sektörümüzün gücüne güveniyoruz.
2. Turizmi krizlere karşı daha dayanıklı hâle getirmek için yeni adımlardan söz ediyorsunuz. COP31 sonrasında Antalya EXPO alanını nasıl değerlendireceksiniz?
Göreve geldiğimizden beri önemle üzerinde durduğumuz konulardan biri, turizm sektörümüzün krizlere karşı dayanıklılığını artırmak. Bunun için kaynak pazarlarımızı genişletiyor, turizm ürünlerimizi çeşitlendiriyor ve turizm hareketliliğini yılın tamamına yayacak yatırımları hayata geçiriyoruz. Antalya EXPO alanına yönelik projemiz de bu yaklaşımımızın en önemli adımlarından biri olacak. Bildiğiniz gibi Antalya, 9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na, yani COP31’e ev sahipliği yapacak. Bu büyük uluslararası organizasyonun ardından yaklaşık 1 milyon 371 bin metrekarelik Antalya EXPO alanını Türkiye’nin en büyük ve en önemli fuar, kongre ve etkinlik merkezi olarak değerlendireceğiz. Bunun için TGA çatısı altında, profesyonellerden oluşan bir yapılanma kuracağız. Alanın yönetimini, etkinlik planlamasını ve uluslararası pazarlamasını profesyonel bir anlayışla ele alacağız. Hedefimiz, Antalya’yı toplantı, teşvik seyahati, kongre ve fuar organizasyonlarını kapsayan MICE turizminde dünyanın en gözde destinasyonlarından biri hâline getirmek. Antalya’nın güçlü bir konaklama altyapısı, uluslararası hava yolu bağlantıları ve büyük organizasyonlara ev sahipliği yapma tecrübesi var. Kültür ve turizm yatırımlarımızın yanı sıra havalimanındaki kapasite artırımı ve karayolu ulaşımı konusunda diğer bakanlıklarımızla yürüttüğümüz çalışmalar da şehrimizin bu potansiyelini güçlendiriyor. Şimdi bu birikimi, dünya ölçeğinde ve yüksek nitelikli bir fuar, kongre ve etkinlik merkeziyle tamamlayacağız.
Alanı mevsimlerin ihtiyaçlarına göre değerlendireceğiz. Yaz döneminde turistlerimiz ve Antalyalılar için yeni bir etkinlik ve deneyim alanı oluşturacağız. Dolulukların daha düşük seyrettiği kış ve bahar dönemlerinde ise kongre ve fuar organizasyonlarıyla şehrimize yeni bir ziyaretçi hareketliliği kazandıracağız. Amacımız, Antalya’nın yaz aylarındaki turizm başarısını yılın tamamına taşıyacak güçlü bir destek mekanizması oluşturmak. Bunun otellerimizden seyahat acentelerimize, yeme içme işletmelerimizden esnafımıza kadar geniş bir kesime katkı sağlamasını hedefliyoruz. Projenin Antalyalıların sosyal, kültürel ve sanatsal hayatına da büyük değer katacağına inanıyoruz. Uluslararası organizasyonların yanı sıra farklı etkinliklerle yaşayan, şehrin günlük hayatıyla bütünleşen bir alan oluşturacağız. Antalya’nın geleceği açısından çok önemli gördüğümüz bu projeyi, sektörümüzle birlikte şehrimize ve ülkemize kazandıracağız.
Haydarpaşa Garı nın temelinde şaşırtan tespit! Bakan Ersoy ilk kez açıkladı: "1000 kazığın 800 ü yok" 3

“AYASOFYA’NIN YER ALTINDAKİ TARİHÎ MEKÂNLARINI DA ZİYARETÇİLERLE BULUŞTURMAYI HEDEFLİYORUZ”
3. Ayasofya’da mihrap ve minberin bulunduğu bölümde de restorasyon çalışmalarına geçildi. Süreç hangi aşamada? Yer altındaki tünellerde ortaya çıkan bulgular neler, bu alanlar ziyaret edilebilecek mi?
Ayasofya’da Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyon, konservasyon ve güçlendirme çalışmalarını yürütüyoruz. Bilim kurulundaki hocalarımız, bu çalışmaların Mimar Sinan döneminden sonraki en kapsamlı müdahalelerden biri olduğunu ifade ediyor.
Haydarpaşa Garı nın temelinde şaşırtan tespit! Bakan Ersoy ilk kez açıkladı: "1000 kazığın 800 ü yok" 4

Daha önce müdahale edilmemiş veya müdahalenin çok güç olduğu bölümlerde de çalışıyoruz. Özellikle kubbe ve taşıyıcı sistemlerle ilgili önemli güçlendirme faaliyetleri yürütülüyor. Ayasofya çok değerli bir kültür mirası olduğu için attığımız her adım bilimsel incelemelerden geçiyor.
Bütün uygulamalar, Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün koordinasyonunda, Bilim Heyetimiz ve Koruma Kurulumuzun kararları doğrultusunda ilerliyor. Üniversitelerden görüş alıyoruz. Yapılacak müdahaleler inceleniyor, test ediliyor ve değerlendiriliyor. Ancak ondan sonra uygulamaya geçiyoruz.
Ana kubbedeki çalışmalarımız sürerken, mihrap ve minberin bulunduğu doğu bölümünün üzerindeki yarım kubbede de yeni bir aşamaya geçtik. Yapılan modelleme ve statik analizler, bu bölümün güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Yapısal müdahalelerin ve mozaik, kalem işi ile mermer yüzeylerdeki koruma çalışmalarının güvenle yürütülebilmesi için doğu yarım kubbeye erişim sağlayacak çelik çalışma platformunun kurulum sürecini başlattık.
Özgün mihrap ve minber başta olmak üzere tarihî mimari unsurları koruma altına alıyoruz. İbadet ve ziyaret düzeninin devamı için gerekli geçici düzenlemeleri de çalışmalarla birlikte planlıyoruz. Ayasofya’yı ibadete ve ziyarete açık tutarken yapının güvenliğini ve özgün dokusunu koruyacak son derece hassas bir mühendislik çalışması yürütüyoruz. Yer altında da kapsamlı çalışmalarımız var. Burada tarihî tüneller, su kanalları, mahzenler ve farklı amaçlarla kullanılmış mekânlar bulunuyor. Bu alanların temizliği, belgelenmesi ve korunması sürüyor.
Şu ana kadar yaklaşık 3 bin ton çamur ve moloz çıkarıldı. Böylece daha önce erişilemeyen alanların incelenmesi mümkün hâle geldi. Bazı bölümlerde ilerledikçe yeni mekânlara ulaşıyoruz.
Haydarpaşa Garı nın temelinde şaşırtan tespit! Bakan Ersoy ilk kez açıkladı: "1000 kazığın 800 ü yok" 5

Bu yapılar, İstanbul’un tarihî su yönetimi ve altyapısı hakkında da önemli bilgiler veriyor. Yağmur sularının tahliyesi ve su dağıtımı gibi işlevlere sahip yer altı sistemlerini araştırıyoruz. Bazı bölümler insanların geçebileceği büyüklükte. Ancak bütün alanların işlevlerini ve tarihsel bağlantılarını henüz ortaya koymuş değiliz. Araştırmalarımız devam ediyor. Kuzeydoğu bölümündeki dört odalı yer altı mezarında, yani hipojede yürütülen çalışmalar da Ayasofya’dan daha eski dönemlere uzanan izleri anlamamıza katkı sağlıyor.
Ayasofya’nın yer altı, en az üst yapısı kadar ilginç. Yakın bir tarihte bu alanları öncelikle basın mensuplarımıza tanıtmak, sizlere çalışmalarımızı yerinde göstermek istiyoruz.
Ardından gerekli koruma, güvenlik ve ziyaretçi altyapısı çalışmaları tamamlanan uygun bölümleri halkımızla buluşturmayı hedefliyoruz. Hangi alanların ziyarete açılabileceğini bilimsel incelemeler ve güvenlik koşulları belirleyecek. Böylece Ayasofya’nın bugün görülemeyen tarihî katmanlarının da tanınmasına imkân sağlayacağız. Fatih’in emanetini, kubbesinden yer altındaki yapılarına kadar bütüncül bir yaklaşımla koruyoruz.
Haydarpaşa Garı nın temelinde şaşırtan tespit! Bakan Ersoy ilk kez açıkladı: "1000 kazığın 800 ü yok" 6

4. Haydarpaşa Garı’nın temelindeki incelemelerde önemli sorunlar tespit edildiği belirtiliyor. Ne buldunuz, bu durum projenin takvimini nasıl etkiledi? Haydarpaşa ve Sirkeci’de nasıl bir dönüşüm hedefliyorsunuz?
Haydarpaşa’da yaptığımız incelemeler, tarihî yapının geleceği açısından son derece önemli bir durumu ortaya koydu. Garın orijinal projelerine ulaştık. Bu projelerde, yapının temeline uzunlukları 8 ile 21 metre, çapları ise 50 ile 90 santimetre arasında değişen 1.000 ahşap kazık yerleştirildiğini gördük. Mevcut durumu belirlemek için yapılan jeoradar çalışmasında bunların 200’ünün yerinde olduğu, 800’ünün ise bulunmadığı tespit edildi. Bu bulgu, yapının temelindeki ahşap kazıkların yaklaşık yüzde 80’inin zaman içinde yok olduğunu gösteriyor.
Sondajlar, arazi ve laboratuvar testleriyle zemini de ayrıntılı biçimde inceledik. Zeminin gevşek, suya doygun ve sıvılaşma riski taşıyan bir yapıda olduğu belirlendi. Böyle bir durumda önceliğimiz, tarihî yapının güvenliğini sağlamak ve onu gelecek nesillere sağlam biçimde aktarabilmektir. Uzman mühendislerimizin hazırladığı zemin iyileştirme projesi, akademik heyetler tarafından incelendi ve Danışma Kurulumuzca uygun görüldü. Yapının çevresinde fore kazık, içinde ve dışında ise farklı enjeksiyon yöntemleriyle zemin güçlendirme uygulamaları gerçekleştirildi. Binaya yerleştirdiğimiz teknik izleme cihazlarıyla yapının davranışını sürekli takip ederek çalışmaları kontrollü ve aşamalı biçimde yürüttük. Bodrum katındaki sınırlı çalışma alanı da özel ekipman ve hassas uygulama gerektirdi.
Haydarpaşa Garı nın temelinde şaşırtan tespit! Bakan Ersoy ilk kez açıkladı: "1000 kazığın 800 ü yok" 7

Bu teknik süreçler, proje revizyonlarıyla birlikte ilave süre ihtiyacı doğurdu. Arkeopark alanında da altyapı, drenaj ve ziyaretçi güzergâhları için yapılan kazılarda yeni arkeolojik kalıntılar ortaya çıktı. Projeleri bu kalıntıları koruyacak şekilde yeniden düzenledik. 15 Ağustos 2024’te TCDD ile imzaladığımız protokol kapsamında yürüttüğümüz bu projeyle Haydarpaşa’da Anadolu Yakası’nın ilk arkeoloji müzesini, performans sanatları merkezini, kütüphaneyi, sergi salonlarını, sanat ve tasarım atölyelerini hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Arkeopark ve açık etkinlik alanlarıyla birlikte İstanbul’a önemli bir kültür ve sanat merkezi kazandıracağız. Sirkeci’de de müze, kütüphane, sergi ve kültür-sanat alanlarına yönelik çalışmalarımız sürüyor. Haydarpaşa’da yürüttüğümüz güçlendirme çalışmaları, bu tarihî yapının geleceğini güvence altına almak için zorunlu müdahalelerdir. İlk etabı 2027 yılı içinde tamamlamayı hedeflerken, uygulama takvimini bilimsel tespitlerin ve koruma gerekliliklerinin belirlediği şekilde ilerletiyoruz.
5. Antalya Müzesi’nin yapım süreci neden uzadı? Çalışmalar hangi aşamada, yeni müze ne zaman açılacak?
Antalya Müzesi’nde yapım takvimini etkileyen üç temel unsur var: ruhsat süreci, zeminin yapısı ve turizm sezonundaki çalışma kısıtları. Projeyi üç etap hâlinde planladık. İlk etapta eserlerimizin uluslararası müzecilik standartlarına uygun şekilde paketlenmesini, taşınmasını ve güvenlikli geçici depolarda koruma altına alınmasını tamamladık. Ardından mevcut yapıların kontrollü yıkımını gerçekleştirdik. İkinci etap yapım işinin ihalesi 4 Aralık 2025’te gerçekleştirildi ve 12 Aralık’ta yer teslimi yapıldı.
Ancak dava süreçleri kapsamında inşaat ruhsatı 13 Nisan 2026 tarihinde alınabildi. Bu durum, yapım faaliyetlerinin tam kapasiteyle başlamasını etkiledi. Antalya’nın karakteristik traverten kayaç yapısı nedeniyle temel kazısı ve hafriyatın gerekli bölümlerinde kırıcı ekipman kullanılması gerekiyor. Bu da çalışmanın zaman alan aşamalarından birini oluşturuyor. Ruhsat sürecindeki gecikmeyi telafi etmek amacıyla çift vardiyalı çalışma planlandı. Ancak müze alanının kent merkezinde ve turizm açısından yoğun kullanılan bir konumda bulunması nedeniyle, turizm sezonunda gürültülü çalışmaların ve ağır nakliyatın gece yürütülememesi, çalışmaları tek vardiyayla sınırlandırdı. Dolayısıyla planladığımız hızlandırma programını uygulayamadık. Hedefimiz, yeni Antalya Müzesi’ni 2027 yılında ziyarete açmak. Kapalı alanı mevcut kullanım alanının iki katına, sergi alanlarını ise yaklaşık üç katına çıkarıyoruz. Böylece depolarda bekleyen eserlerimizin büyük bölümünü ziyaretçilerimizle buluşturabilecek, Antalya’nın arkeolojik zenginliğini çok daha kapsamlı biçimde sergileyebileceğiz.
6. Diyarbakır Cezaevi’nin hafıza müzesi ve kültür merkezine dönüştürülmesinde hangi aşamadasınız? Geçmişte yaşananlar müzede nasıl anlatılacak, merkez ne zaman açılacak?
Diyarbakır Cezaevi’ni, darbe dönemlerinde yaşanan acıların unutulmadığı; demokrasinin, hukuk devletinin ve insan haklarının önemini gelecek kuşaklara aktaracak bir hafıza mekânına dönüştürüyoruz.
Cumhurbaşkanımızın 2021 yılındaki Diyarbakır ziyaretinde ortaya koyduğu irade doğrultusunda başlayan bu süreçte, yapının geçmişine ve burada yaşananların tanıklığına sahip çıkıyoruz. Müzenin içeriğini oluştururken dönem tanıklarının katkısına özellikle önem verdik. Tarihçilerin, akademisyenlerin ve sivil toplum temsilcilerinin katkı sunduğu danışma kurulunun çalışmalarıyla arşiv belgelerini değerlendirdik. O dönemde cezaevinde bulunmuş kadın ve erkeklerle saha toplantıları gerçekleştirdik. Burada yaşananları, dönemin tanıklarını dinleyerek ve tarihî belgelerden yararlanarak gelecek nesillere aktarmayı amaçlıyoruz. Proje, Diyarbakır’ın kültür ve sanat hayatına da önemli imkânlar kazandıracak. 47 dönümlük alanda yürüttüğümüz çalışmada, 18 bin 500 metrekarelik bölüm hafıza müzesi ve kütüphane olarak değerlendirilecek. İlk üç blokta hafıza müzesi ve çok amaçlı sergi salonları, diğer iki blokta ise kütüphane yer alacak. Eski spor salonunu da tiyatro, konferans ve farklı sanat etkinliklerine ev sahipliği yapabilecek 520 kişilik çok amaçlı salona dönüştürüyoruz. Açık alanları da etkinliklere uygun biçimde düzenliyoruz. Yapıların güçlendirilmesi ve restorasyonunda önemli aşamaları geride bıraktık. Teşhir ve tanzim çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte Diyarbakır Anı Müzesi ve Kültür Merkezi’ni en kısa zamanda hizmete açmayı hedefliyoruz. Burasının, geçmişte yaşananlardan ders çıkarılmasını sağlayan, mağdurların unutulmadığını gösteren ve gençlerin kültürle, sanatla, kitapla buluştuğu bir merkez olmasını istiyoruz. Diyarbakır’a, hafızayı koruyan ve 24 saat yaşayan bir kültür merkezi kazandıracağız.
7. Türkiye genelinde kütüphane yatırımlarına hız verdiniz. Bu yatırımlarla nasıl bir değişim hedefliyorsunuz, vatandaşların ilgisi ne düzeyde?
Kütüphanelerimize gösterilen ilgi, bu yatırımların ne kadar önemli bir ihtiyaca karşılık verdiğini gösteriyor. Bugün ülkemizin dört bir yanında 1.300’den fazla kütüphaneyle hizmet veriyoruz. Son sekiz yılda toplam kütüphane kullanım alanını 315 bin metrekareden yaklaşık 900 bin metrekareye çıkardık. Son 24 yılda yeni yapılan veya yenilenen toplam 470 kütüphane binasını hizmete sunduk. 2025 yıl sonu verilerine göre halk kütüphanelerimizde üye sayısı yaklaşık 7,2 milyona, kullanıcı sayısı 39,2 milyona, kitap sayısı ise 26,1 milyona ulaştı. Bu üç alanda da rekor seviyeler görüldü. 2026 yılının ilk altı ayı itibarıyla ise halk kütüphanelerimizde üye sayımız 7,5 milyona, kitap sayımız 27,6 milyona ulaştı.
Kütüphaneleri çocukların ve gençlerin hayatında daha fazla yer tutacak biçimde geliştiriyoruz. Bebek ve çocuk kütüphaneleri açıyor; atölyeler, eğitimler ve kültürel etkinliklerle farklı yaş gruplarına ulaşıyoruz. Yerleşik kütüphanelerden yararlanamayan vatandaşlarımıza da 78 gezici kütüphanemizle hizmet götürüyoruz. Rami Kütüphanesi, üç yılda 10 milyonu aşan ziyaretçi sayısına ulaştı. Yakın zamanda açtığımız Edirne İl Halk Kütüphanesi de 8 bin 812 metrekarelik kapalı alanı ve 160 bin kitap kapasitesiyle bu yatırımların devamı niteliğinde. Hedefimiz, kütüphane hizmetini vatandaşımızın yaşadığı yere yaklaştırmak ve gençlerimizin günlük hayatının doğal bir parçası hâline getirmek.
8. Deprem bölgesindeki tarihî eserlerin ayağa kaldırılması için nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz? Ayrılan kaynak ve tamamlanan işler açısından hangi noktadasınız, önümüzdeki dönemin takvimi nedir?
Deprem bölgesinde şehirlerimizin tarihini, kimliğini ve kültürel hayatını yeniden ayağa kaldırmak için kapsamlı bir çalışma yürütüyoruz. Kalelerden müzelere, camilerden tarihî çarşılara ve vatandaşlarımızın yaşadığı tescilli konaklara kadar geniş bir alanda çalışıyoruz. Çünkü bu eserlerin her biri, bulunduğu şehrin hafızasının ve günlük hayatının bir parçası. Kalan projelerimizin tamamlanmasıyla deprem bölgesindeki toplam yatırımımız 34 milyar liraya ulaşacak. Eylül ayında Kahramanmaraş’ta kamuoyuyla paylaştığımız tabloya göre, 24 milyar liralık işi gerçekleştirmiş durumdaydık. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğümüz aracılığıyla Bakanlığımıza tahsisli yapıların restorasyon proje ve uygulamalarında 12 milyar 265 milyon lirayı aşan kaynak kullandık. Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün deprem bölgesine yönelik çalışmalarına ayrılan bütçe ise 22 milyar lira.
Tamamlanan çalışmaların şehir hayatındaki karşılığını da görüyoruz. Gaziantep Kalesi’ni yeniden ayağa kaldırdık. Kahramanmaraş Kalesi’ni ziyaretçi karşılama merkezi ve çevre düzenlemesiyle birlikte yeniden halkımızla buluşturduk. Kahramanmaraş programımızda restorasyonları tamamlanan Acemli, Bektutiye, Hacı Veli Bey, Saraçhane ve Şekerli camilerinin açılışlarını da gerçekleştirdik. Hatay’da tarihî kent dokusunun korunmasına yönelik çalışmalarımızı, müzeler ve sivil mimarlık örnekleriyle birlikte ele alıyoruz.
Vatandaşlarımızın mülkiyetindeki tarihî yapılara da destek sağlıyoruz. Depremden etkilenen 11 ilimizde 1.297 proje yardımı ve 311 uygulama yardımı olmak üzere toplam 1.608 taşınmaz kültür varlığı için sözleşme imzaladık. Bu kapsamda 2 milyar 140 milyon lirayı aşan bir destek programı yürütüyoruz. Böylece tarihî evlerin ve konakların korunmasında mülk sahiplerinin de yanında oluyoruz. Hedefimiz, depremden etkilenen şehirlerimizin kültürel mirasını koruyarak yeniden hayatın içine katmak. Her yapının hasarı, özgün malzemesi ve taşıyıcı sistemi ayrı bir inceleme gerektiriyor. Restorasyonları bilimsel koruma ilkeleri doğrultusunda yürütüyor; tamamladığımız eserleri aşama aşama vatandaşlarımızın kullanımına sunuyoruz.
9. Geleceğe Miras Projesi arkeolojik alanlarda neyi değiştirdi? Vatandaşların doğrudan görebileceği sonuçlar neler?
Geleceğe Miras’la arkeolojik alanlarda kazı, koruma, restorasyon ve ziyaretçi düzenlemelerini birlikte ele alan bir çalışma yürütüyoruz. Kazıları 12 aya yayma politikamız, bilimsel çalışmaların sürekliliği açısından önemli bir adım oldu. Yabancı heyetlerin yürüttüğü 27 kazıyı da bu programa dâhil ederek Türk koordinatör kazı başkanları görevlendirdik. 2024–2025 yılları arasında Geleceğe Miras kapsamında restorasyon, ziyaretçi karşılama merkezi, çevre düzenleme ve üst örtü projeleri olmak üzere toplam 46 proje işini tamamladık.
2026 yılı itibarıyla Çatalhöyük Güney Korugan Yapısı ve Efes Yedi Uyuyanlar Üst Örtü projelerini; Lyrbe Antik Kenti yapılarının, Side Anıtsal Çeşmesi ve Bizans Hamamı ile Kütahya’daki Aizonai Zeus Tapınağı’nın restorasyon projelerini; Kissebükü ve Heraion-Teikos ziyaretçi karşılama merkezi ve çevre düzenleme projelerini tamamladık. Bergama ve Afrodisias’ta müze proje çalışmaları ile Ankara Gordion Örenyeri, Manisa Sardes Rafineri ve Kilise, Şanlıurfa Karahantepe, Kahramanmaraş Germanicia Antik Kenti ve Soğanlı Aziz Georgios Kilisesi ziyaretçi karşılama merkezi ve çevre düzenleme proje çalışmalarımız devam ediyor.
Vatandaşımızın karşısına, daha fazla bölümü görülebilen, daha iyi korunan ve daha anlaşılır biçimde sunulan antik kentler çıkarmak istiyoruz. Bilimsel araştırmaların sonuçlarını toplumla buluşturmak, bu projenin en önemli amaçlarından biri.
10. Yurt dışına kaçırılan eserlerin iadesinde nasıl bir sonuç elde ettiniz? Bu mücadelede önümüzdeki dönemin önceliği ne olacak?
Kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede yıllardır yürüttüğümüz kararlı çalışmaların sonuçlarını alıyoruz. Bu başarıların arkasında bilimsel araştırma, güçlü hukuki takip ve uluslararası iş birliği var. Her eserin dosyası ayrı hazırlanıyor; arşiv kayıtları, kazı belgeleri, eski fotoğraflar ve bilimsel analizlerle o eserin bu topraklara ait olduğunu ortaya koyuyoruz. Bizim için bir eserin kaçırılmasının üzerinden kaç yıl geçtiği, o eserin peşini bırakmak için bir gerekçe değil.
Bazen onlarca yıl önce tutulmuş bir tutanak, bazen bir bilim insanımızın araştırması, bazen de bir tanığın anlatımı iadenin önünü açabiliyor. Uzmanlarımız bütün bu bilgileri bir araya getirerek eserlerin ülkemize dönüşünü sağlayacak delilleri oluşturuyor. Boubon kökenli eserler için yürüttüğümüz çalışmalar bunun önemli örneklerinden biri. Burada geçmişte yapılan kaçak kazılarla yurt dışına çıkarılan bronz heykellerin izini sürerken arkeolojik verilerden tarihî kayıtlara, tanık ifadelerinden bilimsel analizlere kadar çok geniş bir araştırma yürütüyoruz. Heykellerin bulundukları alanla ilişkisini ortaya koyan en küçük ayrıntı bile dosyalarımız açısından büyük önem taşıyor. Bilim insanlarımızın yıllar önce yaptığı çalışmalar bugün de bu mücadeleye ışık tutuyor. Kaynak ülkelerle, eserlerin bulunduğu ülkelerin adli makamlarıyla ve ilgili kurumlarla kurduğumuz iş birliğini de güçlendiriyoruz. Müzelerde, koleksiyonlarda ve müzayedelerde karşımıza çıkan eserleri takip ediyor, gerektiğinde satışların durdurulması ve iade süreçlerinin başlatılması için girişimde bulunuyoruz. Bu alanda yürüttüğümüz yeni çalışmalar ve elde ettiğimiz sonuçlar da var. Bunların ayrıntılarını önümüzdeki dönemde kamuoyumuzla paylaşacağız. Önümüzdeki dönemin önceliği, devam eden iade dosyalarını sonuçlandırırken kaçakçılığı kaynağında önleyecek tedbirleri de güçlendirmek olacak. Envanter, belgeleme ve güvenlik çalışmalarını uluslararası takiple birlikte ele alıyoruz. Ülkemize dönen eserlerin bilimsel olarak incelenmesini ve halkımızla buluşmasını da bu sürecin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Bir eseri geri getirdiğimizde, Anadolu’nun tarihinden koparılmış bir parçayı yeniden ait olduğu bütüne kavuşturuyoruz. Bu anlayışla, kültür varlıklarımızın izini sürmeye ve onları doğdukları topraklarla buluşturmaya devam edeceğiz.
11. İbradı’da ailenizin yaptırdığı gençlik merkezini hizmete açtınız. Bu yatırımın sizin için anlamı nedir, nasıl ortaya çıktı?
İbradı’daki gençlerimizden gelen talep üzerine başlayan bir çalışma oldu. Gençlerimizin bir araya gelebilecekleri, kendilerini geliştirebilecekleri ve zamanlarını verimli değerlendirebilecekleri bir merkeze ihtiyaçları vardı. Ailece bu talebe karşılık vermek istedik ve İbradı Gençlik Merkezi’ni yaptırdık. Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Osman Aşkın Bak’ın da katılımıyla merkezimizi hizmete açtık. Baba ocağımızda gençlerimize böyle bir imkân sunabilmek bizim için ayrı bir mutluluk. Bir gencimizin burada yeni bir beceri kazanması, bir etkinliğe katılması veya kendisine yeni bir hedef belirlemesi, bu yatırımın en değerli karşılığı olacak. Aynı program kapsamında Ormana Kültür Merkezi’nin açılışını da gerçekleştirdik. Ormana Kültür Merkezi, 500 kişilik salonu ve kütüphanesiyle bölgenin kültür ve sosyal hayatına katkı sunacak. Ailemizin yaptırdığı gençlik merkeziyle birlikte iki ayrı eser, farklı ihtiyaçlara cevap verecek. Bu yatırımların benim için anlamı, memleketimize duyduğumuz vefanın gençlerimizin hayatında somut bir karşılık bulması. İbradı’daki çocuklarımızın ve gençlerimizin imkânlarını artırabilmekten büyük memnuniyet duyuyorum.







Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…