Bildirimler

Bildirimler yükleniyor…

İstanbul’da sel felaketi altyapı sorunlarını yeniden gündeme taşıdı

İstanbul’da sel felaketi altyapı sorunlarını yeniden gündeme taşıdı

İstanbul’da 14 Ekim’de etkili olan şiddetli sağanak, su baskınlarına, yol çökmelerine ve ulaşımda aksamalara neden oldu. 16 Ekim itibarıyla selde hayatını kaybedenlerin sayısı 4’e yükselirken, 3 kişi için arama çalışmaları sürüyor. Valilik, ilk gün AFAD ve 112 Acil Çağrı Merkezi’ne 2 bin 518 ihbar ulaştığını açıklarken, Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre kentte 13-15 Ekim arasındaki 48 saatte metrekareye ortalama 119,2 kilogram yağış düştü. Afetin ardından İstanbul’un yağmur suyu altyapısı, yapılaşma politikaları ve taşkınlara karşı hazırlığı yeniden tartışmaya açıldı.

İstanbul’da 14 Ekim’de etkisini artıran şiddetli sağanak, kentin birçok ilçesinde günlük yaşamı olumsuz etkiledi. Ev ve iş yerlerini su basarken, yollarda biriken sular sürücülerin ilerlemesini zorlaştırdı. Bazı araçlar sel sularına kapıldı, istinat duvarları yıkıldı ve toprak kaymaları meydana geldi.

Sarıyer Ayazağa, Beykoz, Şile, Kağıthane ve Eyüpsultan gibi farklı bölgelerde selin etkileri görülürken, ekipler su tahliyesi, arama kurtarma, hasar tespiti ve temizlik çalışmalarına başladı. Yaşananlar, İstanbul’da aşırı yağışların yalnızca meteorolojik bir olay olmadığını; altyapı kapasitesi, kentleşme ve afet yönetimiyle birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koydu.

Sel felaketinde can kaybı 4’e yükseldi

İstanbul’daki sel felaketinde 16 Ekim’de bir kişinin daha cansız bedenine ulaşılmasıyla can kaybı 4’e yükseldi. Sarıyer Ayazağa’da Kağıthane Deresi çevresinde kayıp olarak aranan bir kişinin cansız bedeni bulundu. Böylece İstanbul’da kayıp ihbarı yapılan kişilerden üçünün bulunmasıyla arama çalışmaları devam eden kişi sayısı 3’e düştü.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 15 Ekim’deki açıklamasında İstanbul’da 3 kişinin hayatını kaybettiğini, İstanbul’da 5 ve Kocaeli’de 1 kişi olmak üzere toplam 6 kişi için arama çalışmalarının sürdüğünü bildirmişti. 16 Ekim’de açıklanan yeni gelişmeyle İstanbul’daki can kaybı ve kayıp kişi sayıları güncellendi.

Afetin ardından ekipler, dere yatakları ve çevresinde arama çalışmalarını sürdürürken, su baskınlarından etkilenen bölgelerde de hasar giderme faaliyetlerine devam ediyor. İstanbul’a ilişkin can kaybı ve kayıp kişi verileri, Kocaeli’deki olaylardan ayrı değerlendirilmelidir.

Valilik açıkladı: İlk gün 2 bin 518 ihbar yapıldı

İstanbul Valiliği, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, saat 06.00 ile 20.00 arasında AFAD ve 112 Acil Çağrı Merkezi’ne toplam 2 bin 518 ihbar ulaştığını bildirdi.

Valiliğin açıklamasına göre ihbar kayıtlarında 1.277 su baskını, 15 heyelan, 47 mahsur kalma, 13 ağaç devrilmesi ve 2 çatı uçması olayı yer aldı. Ayrıca araçlarla ilgili 76, konutlarla ilgili 808 ve iş yerleriyle ilgili 280 ihbar kaydı bulunduğu belirtildi.

Bu rakamlar, doğrudan hasar gören araç, konut ve iş yeri sayısını değil, ilgili kategorilerdeki ihbar kayıtlarını gösteriyor.

Valilik, olumsuzluklara müdahale için AFAD, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), ilçe belediyeleri ve ilgili kurumların koordinasyonunda 8 bin personel ile 2 bin araç ve iş makinesinin görev yaptığını açıkladı.

Daha sonraki açıklamalarda paylaşılan toplam ihbar ve müdahale rakamları farklı zaman aralıklarını kapsadığı için ilk gün verileriyle doğrudan karşılaştırılmamalı.

İstanbul sonbaharın iki aylık yağışını 48 saatte aldı

İstanbul’da selin boyutunu ortaya koyan en önemli göstergelerden biri yağış miktarı oldu.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerinden derlenen bilgilere göre, 1950-2025 döneminde İstanbul’da eylül ayının ortalama yağışı metrekareye 39,7 kilogram, ekim ayının ortalama yağışı ise 66,3 kilogram olarak hesaplandı. Buna göre iki ayın uzun dönem toplam yağış ortalaması 106 kilogram oldu.

Anadolu Ajansının 16 Ekim’de yayımladığı verilere göre, İstanbul’da 13 Ekim saat 09.00 ile 15 Ekim saat 09.00 arasındaki 48 saatte, 36 ölçüm istasyonunda kaydedilen yağışın ortalaması metrekareye 119,2 kilogram olarak hesaplandı. Böylece yalnızca iki günlük ortalama yağış, eylül ve ekim aylarının toplam uzun dönem ortalamasını aştı.

Aynı dönemde Beykoz istasyonunda metrekareye 274,4 kilogram yağış ölçüldü. Arnavutköy’de 222,2, Sarıyer’de 208,3 ve Eyüpsultan’da 203,3 kilogram yağış kaydedildi.

AKOM ise 15 Ekim’de yayımladığı ayrı değerlendirmede Beykoz’da metrekareye 277,1 kilogram yağış düştüğünü bildirdi. Bu iki rakam farklı ölçüm ve raporlama kayıtlarına ait olduğundan tek bir değer gibi birleştirilmemeli; haberde hangi kurumun hangi ölçümünü aktardığımız açıkça belirtilmeli.

Veriler, yağışın kent genelinde eşit dağılmadığını ve özellikle kuzeydeki bazı bölgelerde çok yüksek değerlere ulaştığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte bir ilçede ölçülen yağış miktarı, o ilçedeki toplam hasarın doğrudan göstergesi değil. Hasarın boyutunda dere yataklarının konumu, arazi yapısı, yapılaşma ve su tahliye sistemlerinin kapasitesi de etkili oluyor.

Hangi ilçelerde hasar meydana geldi?

Yağışın ardından Beykoz ve Şile’de dereler taştı, tarım alanları ve sokaklar su altında kaldı. Sarıyer’in Ayazağa Mahallesi’nde Kağıthane Deresi çevresindeki taşkınlar araçların sürüklenmesine ve arama kurtarma çalışmalarına neden oldu.

Kağıthane ve Eyüpsultan’da da su baskınları ve altyapı hasarları bildirildi. Eyüpsultan’da yol çökmesi meydana gelirken, farklı bölgelerde istinat duvarlarının yıkıldığı ve toprak kaymalarının yaşandığı açıklandı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada, İstanbul’un 39 ilçesinde aşırı yağış nedeniyle 53 istinat duvarının yıkıldığını, 48 toprak kayması vakasının meydana geldiğini bildirdi. Kurum, koordinasyon merkezine 9 bin 755 ihbar ulaştığını ve bunların 7 bin 800’üne müdahale edildiğini açıkladı.

Bu açıklamadaki rakamlar, Valiliğin 14 Ekim saat 06.00-20.00 arasındaki 2 bin 518 ihbarından farklı bir zaman dilimine ve müdahale kayıtlarına ait. İki veri grubu ayrı tutulmalı.

Mevcut veriler, bazı ilçelerde yaşanan hasarı ortaya koysa da hangi ilçenin toplamda en fazla zararı gördüğünü kesin olarak belirlemeye yetmiyor. Bunun için ilçeler bazında hasar tespit sonuçlarının, etkilenen konut ve iş yeri sayılarının ve altyapı hasarlarının ayrıca açıklanması gerekiyor.

Sel, toplu taşımayı ve günlük yaşamı etkiledi

Şiddetli yağış, İstanbul’da karayolu ulaşımında su birikintileri, mahsur kalan araçlar ve trafik yoğunluğu üzerinden etkili oldu. Bazı yollar, alt geçitler ve tüneller suyla dolarken, sürücüler ilerlemekte güçlük çekti.

Sarıyer Ayazağa’da sel sularına kapılan İETT otobüsündeki yolcuların kurtarılması, afetin ulaşım güvenliği üzerindeki etkisini gösteren olaylardan biri oldu. Yağış nedeniyle toplu ulaşım duraklarında yoğunluk yaşanırken, vatandaşların güvenli bölgelere yönelmesi gerekti.

Metro İstanbul, 14 Ekim’de yoğun yağış ve olumsuz hava koşulları nedeniyle 10 metro, 3 tramvay ve 2 füniküler hattında sefer saatlerinin gece 02.00’ye kadar uzatıldığını duyurdu.

M9 Ataköy-Olimpiyat Metro Hattı’nda ayrıca teknik arıza nedeniyle Çobançeşme-Olimpiyat arasında sefer yapıldığı ve Ataköy-Çobançeşme arasında ücretsiz İETT otobüsleriyle hizmet verildiği açıklandı. Ancak bu teknik arızanın doğrudan selden kaynaklandığı doğrulanmadığından iki gelişme ayrı aktarılmalı.

İstanbul Valiliği, olumsuz hava koşulları nedeniyle 15 Ekim’de eğitim faaliyetlerine ara verildiğini de duyurdu. Böylece afet, yalnızca ulaşımı değil, eğitim ve çalışma düzenini de etkiledi.

Selin nedeni yalnızca aşırı yağış mı?

İstanbul’daki su baskınlarını yalnızca yağış miktarıyla açıklamak, sorunun bütününü ortaya koymuyor. Kısa sürede yoğun miktarda düşen yağmurun güvenli biçimde toplanması ve tahliye edilmesi, kentsel altyapının kapasitesiyle doğrudan ilişkili.

Yoğun yapılaşma, geçirimsiz yüzeylerin artması, dere yataklarının daraltılması veya üzerlerinin kapatılması ve yağmur suyu hatlarının kapasitesi, taşkın riskini etkileyebilen unsurlar arasında bulunuyor. Ancak bu etkenlerin her birinin 14 Ekim’de yaşanan bütün su baskınlarında belirleyici olduğu ayrıca kanıtlanmış değil.

Beton ve asfalt gibi geçirimsiz yüzeyler arttıkça yağmur suyunun toprağa sızabileceği alanlar azalıyor. Su, yüzeyde daha hızlı hareket ederek alçak kotlu bölgelerde, alt geçitlerde ve tahliye kapasitesi sınırlı noktalarda birikebiliyor.

Yağmur suyu ve kanalizasyon hatlarının aynı sistemde bulunduğu bölgelerde de yoğun yağış sırasında altyapı üzerindeki yük artabiliyor. Bu nedenle çözüm yalnızca kanalların temizlenmesiyle sınırlı kalmamalı; mevcut hatların kapasitesi incelenmeli, ihtiyaç duyulan yerlerde yağmur suyu hatları ayrıştırılmalı ve tahliye sistemleri güçlendirilmeli.

Sel felaketinin ardından yapılan değerlendirmelerde dere yatakları ve yapılaşma konusu da gündeme geldi. Kalıcı çözüm için yağış verileri, taşkın haritaları, yapılaşma kararları ve altyapı yatırımlarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

İstanbul’da hangi altyapı çözümleri uygulanıyor?

İBB ve İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresinin (İSKİ) yürüttüğü çalışmalar arasında yağmur suyu tünelleri, yeni tahliye hatları, kanalizasyon hatlarının ayrıştırılması ve dere ıslahı projeleri bulunuyor.

İBB’nin 2022’de yayımladığı proje bilgilerine göre, 2019’dan itibaren 11 milyar lirayı aşan yatırımla su baskınlarının sık görüldüğü 85 noktada çalışmalar yapıldığı bildirildi. Bu açıklama, o tarihte paylaşılan yatırım ve proje sonuçlarını yansıtıyor; İstanbul genelindeki taşkın riskinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Fatih’te Vatan Caddesi, Aksaray Meydanı, Namık Kemal Caddesi ve Samatya çevresindeki su baskınlarına karşı Samatya Yağmur Suyu Tüneli projesi yürütülüyor. İBB’nin açıklamalarında yaklaşık 2,5 kilometre uzunluğundaki tünelle yağmur suyunun tahliyesinin iyileştirilmesinin hedeflendiği belirtiliyor.

Şişli ve Beşiktaş’ta ise Ihlamurdere Havzası Dolmabahçe Yağmur Suyu Tüneli projesi başlatıldı. İBB’nin 2025 tarihli açıklamasına göre 660 milyon lira maliyetle yürütülen projeyle yağmur sularının kanalizasyona karışmadan Boğaz’a iletilmesi amaçlanıyor. Projenin güncel tamamlanma durumu ayrıca kontrol edilmeli; yapımına başlanmış olması, projenin tamamlandığı anlamına gelmiyor.

Bu yatırımların etkisinin değerlendirilebilmesi için yalnızca harcanan bütçenin değil, tamamlanan hatların uzunluğunun, korunan riskli noktaların, proje sonrası su baskını sıklığının ve tahliye kapasitesindeki değişimin de açıklanması önem taşıyor.

Kalıcı çözüm için neler yapılmalı?

İstanbul’daki sel riskinin azaltılması için altyapı yatırımlarının kent planlaması, düzenli bakım ve afet yönetimiyle birlikte ele alınması gerekiyor.

Yağmur suyu ve kanalizasyon hatları ayrıştırılmalı: Taşkınların tekrarlandığı bölgelerde hatların kapasitesi incelenmeli, ihtiyaç duyulan yerlerde ayrıştırma ve genişletme çalışmaları hızlandırılmalı.

Dere yatakları ve riskli yapılaşma gözden geçirilmeli: Taşkın riski taşıyan bölgelerde yapılaşma kararları, dere yataklarının doğal akışı ve suyun tahliye güzergahları birlikte değerlendirilmelidir.

Izgara ve kanallar düzenli temizlenmeli: Yaprak, çöp ve çamur birikimi suyun tahliyesini yavaşlatabilir. Yağmur suyu ızgaraları, bacalar ve kanallar düzenli kontrol edilmeli; bakım sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalı.

Geçirgen yüzeyler artırılmalı: Parklar, yağmur bahçeleri, geçirgen zeminler ve suyu geçici olarak tutabilen yeşil alanlar yüzey akışını azaltmaya yardımcı olabilir. Bu çözümler büyük ölçekli altyapı yatırımlarının yerine geçmese de sistem üzerindeki yükü azaltabilir.

Erken uyarı ve müdahale koordinasyonu güçlendirilmeli: Meteorolojik tahminler, dere ve su seviyesi ölçümleri, trafik yönetimi ve acil müdahale ekipleri arasında hızlı bilgi paylaşımı sağlanmalı. Riskli yolların zamanında kapatılması ve vatandaşların erken bilgilendirilmesi can kaybı riskini azaltabilir.

İstanbul’un afetlere hazırlığı yeniden değerlendirilmeli

İstanbul’da yaşanan sel felaketi, afet sırasında müdahale kapasitesinin önemini ortaya koyarken, afet öncesi hazırlığın da en az müdahale kadar kritik olduğunu gösterdi. Binlerce ihbarın yapıldığı, istinat duvarlarının yıkıldığı, yolların zarar gördüğü ve can kayıplarının yaşandığı süreçte, aynı bölgelerde benzer olayların tekrarını önleyecek yatırımların ne ölçüde tamamlandığı sorusu öne çıktı.

İstanbul’un gelecekteki aşırı yağışlara karşı daha dirençli hale gelmesi için yağmur suyu altyapısının kapasitesinin artırılması, riskli alanlardaki yapılaşmanın gözden geçirilmesi, dere yataklarının korunması ve kurumların sorumluluklarının ölçülebilir hedeflerle takip edilmesi gerekiyor.

Afetin ardından açıklanan ihbar ve hasar verileri, sorunun boyutunu ortaya koyuyor. Kalıcı çözümün başarısı ise tamamlanan projeler, azaltılan taşkın riski ve aynı bölgelerde su baskınlarının tekrar edip etmediği üzerinden değerlendirilmelidir.

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…