Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, geçirdiği trafik kazası sonucu vefat eden Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili Dündar Ziya Gültekin'i anarak, vefatın ardından sosyal medyada yürütülen çirkin kampanyalara tepki gösterdi.
Konuşmasına salonu dolduran partilileri, milletvekillerini ve 81 ildeki teşkilat mensuplarını selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin içeride, dışarıda ve bölgede önemli gelişmelerin yaşandığı hassas bir süreçten geçtiğini belirtti.
"Üsküdar aşığı, müstesna bir insandı"
Geçtiğimiz hafta İstanbul'dan Ankara'ya gelirken geçirdiği trafik kazasında vefat eden Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili Dündar Ziya Gültekin’e Allah'tan rahmet, ailesine ve Üsküdar halkına başsağlığı dileyen Erdoğan, merhum Gültekin’in hizmet aşkına vurgu yaptı.
Gültekin’in hem parti teşkilatında hem de Üsküdar'da çok sevilen bir isim olduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti;
Merhum Ziya Gültekin kardeşimiz; Üsküdar aşığı, şehrini ve ilçesini büyük bir tutkuyla seven, hangi mevkide olursa olsun hizmet etmekten heyecan duyan, mutluluk duyan müstesna bir insandı. Kendisi hem teşkilatımız içinde hem de Üsküdar'da sevilen, sayılan bir isimdi. Başkan vekilliği sırasında da çalışkanlığıyla, samimiyetiyle, emanetin hakkını verme noktasında ortaya koyduğu gayretleriyle temayüz etmişti. Biz kendisinden razıydık, Rabbim de razı olsun. Ziya Gültekin kardeşimizi cennetiyle, cemaliyle inşallah müşerref eylesin diyorum. Geride bizlere emanet olarak bıraktığı üç yetim evladının tek tek gözlerinden öpüyor; Cenab-ı Allah kendilerine sabır versin, metanet versin diyorum.
"İçlerinde biriktirdikleri ne kadar cerahat varsa kustular"
Dün yapılan oylamada Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili olarak seçilen Muhammet Emin Sarıoğlu'nu tebrik ediyor, kendisinin Üsküdar halkına aşkla hizmet edeceğine gönülden inanıyorum. Tabii burada bir üzüntümü de ifade etmek istiyorum. Bakınız, insanı insan yapan değerler vardır. Acıya saygı bunlardan biridir. Empati kurmak bunlardan biridir. Ziya kardeşimizin hepimizi kedere boğan vefatından sonra, özellikle sosyal medya platformlarında tek merkezden yönetildiği anlaşılan alçakça bir nefret kampanyasına şahit olduk. İnsanlıktan nasibini almamış bir güruh, hiç tanımadıkları bir insana karşı içlerinde biriktirdikleri ne kadar cerahat varsa hepsini kustular. Bu gözü dönmüşlük öyle bir raddeye ulaştı ki taziye mesajı yayınlayarak en temel insani vazifesini yerine getiren herkese saldırdılar. Kalbi taşlaşmış, sureti dışında insanlıkla artık hiçbir alakası kalmamış bu müptezelleri de ben Cenab-ı Allah'a havale ediyorum.
"Yeni bir siyaset diline ihtiyaç var"
Biliyorsunuz bir süredir hemen her konuşmamızda siyasette artan kutuplaşmanın tehlikelerine dikkat çekiyoruz. Yeni yasama yılı açış hitabımızda da buna etraflıca değindik. İçinde bulunduğumuz bölgesel konjonktürde Türkiye'nin yeni bir siyaset tarzına, yeni bir siyaset diline ihtiyacı olduğunu özellikle belirttik. Siyaseti millete daha iyi hizmet etme yarışı olmaktan çıkarıp, dost-düşman ikiliğine hapsetmenin sadece demokrasimiz için değil, toplumsal barış ve huzurumuz için de tehdit oluşturduğunu ifade ettik. Bununla kalmayıp bir de iyi niyetli bir çağrı yaptık. Rakiplerimiz dahil tüm siyasi partileri söz konusu milletin ve memleketin menfaatleri olduğunda siyaset kurumu olarak savaş baltalarını bir yana bırakıp müştereklerimizi çoğaltmaya davet ettik. Türkiye merkezli siyaset gütmenin bilhassa bu dönemde ülkemiz açısından ihtiyaçtan öte milli bir görev olduğunun altını çizdik.
Ancak son 3 haftada büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Teessüfle belirtmek isterim ki muhalefetin bazı aktörlerinin ne böyle bir hassasiyeti ne de böyle bir gündemi var. Dünyayı ve bölgemizi hiç takip etmedikleri gibi Türkiye'ye yönelik örtülü operasyonlardan, toplumsal mühendislik projelerinden de habersizler. Kendi dar kadro çıkarları dışında her şeye gözlerini ve kulaklarını kapatmış durumdalar. Plan deseniz yok, program deseniz yok, ülkenin sorunlarına çözüm önerisi deseniz yok. Siyasette nezaketi koruyalım deseniz maalesef o da yok.
"Türkiye'nin sıkıntılarından rant devşirmeye çalıştılar"
Kusura bakmasınlar ama bu tavır doğru bir tavır değildir, sorumlu bir tavır değildir. Türk demokrasisi için tehlikeli olduğu kadar marazi de bir tavırdır. "Benim menfaatime olacaksa isterse bu ülke batsın, bitsin, kaosa girsin" tavrı son derece bencilce bir tavırdır. Türkiye üzerine operasyon hayalleri kuran çevrelere cesaret veren bir tavırdır. Üç kuruşluk siyasi ikbalini vatandaşı olduğu ülkenin, mensubu olduğu milletin felaketine bağlamak egoist bir zihin dünyasının dışa vurumudur. 24 yıl boyunca ülkenin ayağına ne zaman taş değse umutlandılar. 24 yıl boyunca Türkiye'nin sıkıntılarından rant devşirmeye çalıştılar. 24 yıl boyunca tüm umutlarını ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal olarak zayıflamasına, böylece iktidarın kan kaybetmesine bağladılar. Dikkat edin, bugün de aynı ham hayali kuruyorlar.
"Hırsı aklını esir almış"
Şimdi değerli kardeşlerim, geçenlerde bir tanesi çıkmış, şuursuzca "savaştayız" diyor. Hırsı aklını esir almış bu zata sormak lazım: Hayırdır beyler. Kiminle savaştasınız? Hangi düşmana karşı savaş ilan ettiniz? Seferberlik çıktı da bizim mi haberimiz yok? Türkiye işgal edildi de biz mi duymadık? Türkiye işgal edilmediğine, seferberlik çıkmadığına göre nereden aklınıza esti bu savaş? Öyle mi? Bakınız, 24 yıl boyunca bu ülkenin başına çok ciddi sıkıntılar geldi. Ülkemize aba altından sopa gösterenler oldu. Boylarına poslarına bakmadan Türkiye'yi alçakça tehdit edenler oldu. Türkiye'yi içerden çökertmek için Gezi olayları gibi nice dümen çevrildi. "Muhalefeti destekleyip iktidarı devireceğiz" diyeninden, dergi kapakları üzerinden mesaj verenine kadar nice saldırıyla karşılaştık. Bunların hiçbirinde sesiniz çıkmadı. Türkiye'yi tehdit edenlere, Türkiye'yi karıştırmak isteyenlere karşı bir kez olsun bu dili kullandığınızı görmedik. Hatta gittiniz, onlardan yardım dilendiniz. El açtınız, etek öptünüz. Şimdi çıkmış, utanmadan "savaştayız" diyorsunuz.
"Sorumlu siyaset yapmayı ne zaman öğreneceksiniz?"
Allah aşkına; siz ne dediğinizin, lafınızın nereye gittiğinin farkında mısınız? Bu milleti düşmanlaştırmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Sorumlu, sağduyulu siyaset yapmayı ne zaman öğreneceksiniz? Onlara diyorum ki: Bu milletin kardeşliğinden artık ellerinizi çekin. Bölerek, ayrıştırarak, ötekileştirerek varacağınız hiçbir yer olmadığını artık kabul edin. Açık söylüyorum: Böyle sorumsuz bir söylem olmaz. Sürekli hakaret ederek, sürekli insanları tahrik ederek siyaset yapılmaz. Çünkü siyaset; aklına geleni söyleme değil, sözünü ölçerek, tartarak ifade etme sanatıdır. "Efendim, ben ona buna bakmam; istediğimi söylerim" derseniz, o zaman istemediğinizi işitirsiniz. Dahası; sadece kendinize, sadece siyaset kurumuna değil, bu ülkeye ve millete de kötülük etmiş olursunuz.







Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…