Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi öncesinde 7 ülkede aynı anda yayımlanan makalesinde, küresel krizler ve değişen dünya siyaseti karşısında “Dayanışmamız stratejik bir zaruret” vurgusu yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türk dünyasını doğudan batıya uzanan güçlü bir ticaret, ulaştırma ve enerji merkezine dönüştürmek bizlerin elindedir. Trans-Hazar Doğu-Batı Orta Koridoru, yarının ticaretine yön verecek stratejik bir hattır.” ifadelerini kullandı.
Küresel güç mücadelesinin giderek derinleştiği, ticaret yollarının ve enerji hatlarının stratejik önem kazandığı yeni dünya düzeninde Türk dünyasının ekonomik iş birliği her zamankinden daha kritik hâle geliyor. Türkiye ve Orta Asya ülkelerinin sahip olduğu potansiyelin küresel bir ekonomik güce dönüşmesinde Orta Koridor, lojistik entegrasyon ve ortak ticaret politikaları öne çıkıyor. Peki Türk dünyasını küresel ticaretin merkezlerinden biri hâline getirmek için hangi adımlar atılmalı? Harran Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hasan Bardakçı, merak edilenleri Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a değerlendirdi.

Türk dünyası hangi tehditlere karşı ortak hareket etmek zorunda?
Doç. Dr. Hasan Bardakçı: Dünya yeni bir güç mücadelesinin içerisinden geçiyor. Küresel ticaret dengeleri değişiyor, ekonomik milliyetçilik yükseliyor, ülkeler arasındaki rekabet artık yalnızca askerî güç üzerinden değil; enerji kaynakları, ticaret yolları, teknoloji, lojistik ağlar ve ekonomik bağımlılıklar üzerinden şekilleniyor. Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu'daki gelişmeler, ABD-Çin rekabeti ve küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar, ülkeleri yeni stratejik ortaklıklar kurmaya zorluyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi öncesinde yayımlanan makalesinde dile getirdiği “Dayanışmamız stratejik bir zaruret” ifadesini tam da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Çünkü bugün Türk dünyasının karşı karşıya olduğu mesele yalnızca ortak tarih ve kültürel değerleri korumak değil, değişen dünya düzeninde ekonomik ve siyasi bir güç merkezi hâline gelebilmektir.
Türk dünyasının karşı karşıya olduğu tehditleri yalnızca askerî ve siyasi risklerle sınırlamak doğru olmaz. Bugün en önemli tehditlerden biri, küresel ekonomik sistemde yaşanan parçalanmadır. Ticaretin siyasi bir baskı aracına dönüştüğü, enerji kaynaklarının jeopolitik rekabetin merkezine yerleştiği ve ülkelerin tedarik zincirleri üzerinden birbirlerine karşı pozisyon aldığı bir dönemden geçiyoruz.

Böyle bir ortamda Türk devletlerinin birbirinden bağımsız hareket etmesi, sahip oldukları potansiyelin yeterince değerlendirilememesi anlamına gelir. Özellikle enerji güvenliği, gıda arzı, ulaştırma koridorları, dijital altyapı, siber güvenlik ve bölgesel istikrar konularında ortak hareket etmek artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Türk dünyasının önündeki bir diğer önemli mesele de büyük güçlerin rekabetinde edilgen bir konuma düşme riskidir. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve diğer Türk devletleri, kendi ekonomik ve siyasi önceliklerini ortak bir zeminde buluşturabildikleri ölçüde küresel sistemde daha güçlü bir aktör olabilirler.
Burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus var: Türk dünyası herhangi bir ülkeye karşı bir blok oluşturma arayışında olmamalıdır. Aksine, bütün ülkelerle dengeli ilişkiler kurabilen, uluslararası ticarete açık, karşılıklı çıkarları esas alan ve kendi stratejik bağımsızlığını koruyan bir iş birliği modeli geliştirmelidir. Güçlü bir Türk dünyası, başkalarına karşı değil, kendi geleceğini inşa etmek için bir araya gelmelidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk dünyasını doğudan batıya uzanan güçlü bir ticaret, ulaştırma ve enerji merkezine dönüştürmenin mümkün olduğunu söylüyor. Bu hedef için yol haritası nasıl olmalı?
Doç. Dr. Hasan Bardakçı: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türk dünyasını doğudan batıya uzanan güçlü bir ticaret, ulaştırma ve enerji merkezine dönüştürme hedefi son derece önemli. Ancak bu hedefin gerçekleşmesi için söylemlerin somut ekonomik politikalara dönüşmesi gerekiyor.
Öncelikle Türk devletleri arasında ticaretin önündeki tarife dışı engeller azaltılmalı, gümrük işlemleri dijitalleştirilmeli ve ortak ticaret standartları oluşturulmalıdır. Bir Türk devletinden diğerine ürün gönderen bir işletme, gereksiz bürokratik işlemlerle, uzun bekleme süreleriyle ve yüksek lojistik maliyetleriyle karşılaşmamalıdır.
İkinci olarak ortak yatırım ve üretim alanları oluşturulmalıdır. Türk dünyası ülkeleri yalnızca birbirlerine ürün satan pazarlar olarak kalmamalı; ortak üretim yapan, teknoloji geliştiren, sanayi yatırımlarını paylaşan ve küresel pazarlara birlikte açılan ekonomik ortaklara dönüşmelidir.
Üçüncü önemli başlık enerji iş birliğidir. Hazar havzasının enerji kaynakları, Türkiye'nin enerji ulaştırma altyapısı ve Avrupa pazarlarına erişim imkânları birlikte değerlendirildiğinde Türk dünyası çok önemli bir enerji merkezi hâline gelebilir. Bunun için enerji nakil hatlarının çeşitlendirilmesi, yenilenebilir enerji yatırımları ve elektrik iletim altyapısında bölgesel iş birlikleri geliştirilmelidir.
Dördüncü olarak dijital ekonomi ve finansal entegrasyon üzerinde durulmalıdır. E-ticaret, dijital gümrük sistemleri, lojistik veri paylaşımı, elektronik ticaret belgeleri ve güvenli ödeme altyapıları ortak bir ekonomik ekosistemin temelini oluşturabilir.
Burada temel yaklaşımımız şu olmalıdır: Türk dünyası yalnızca coğrafi olarak birbirine yakın ülkeler topluluğu değil, ekonomik olarak birbirini tamamlayan bir üretim ve ticaret ağı hâline gelmelidir.
Başlık / AlanAçıklama / HedeflerGereken Somut Adımlar 1. Ticaretin Kolaylaştırılması ve Gümrük Türk devletleri arasındaki ticari engellerin kaldırılması ve maliyetlerin düşürülmesi.Tarife dışı engellerin azaltılmasıGümrük işlemlerinin dijitalleştirilmesiOrtak ticaret standartlarının oluşturulmasıBürokrasinin, bekleme sürelerinin ve lojistik maliyetlerin azaltılması 2. Ortak Yatırım ve Üretim Pazar olmanın ötesine geçerek küresel ölçekte ortak ekonomik aktör haline gelinmesi.Ortak üretim ve sanayi yatırımlarının paylaşılmasıOrtak teknoloji geliştirilmesiKüresel pazarlara birlikte açılma 3. Enerji İş Birliği Hazar havzası kaynakları ile Türkiye altyapısının birleştirilerek küresel enerji merkezi olunması.Enerji nakil hatlarının çeşitlendirilmesiYenilenebilir enerji yatırımlarıElektrik iletim altyapısında bölgesel iş birlikleri 4. Dijital Ekonomi ve Finansal Entegrasyon Ortak bir ekonomik ekosistemin teknolojik ve finansal altyapısının kurulması.E-ticaret ve dijital gümrük sistemleriLojistik veri paylaşımıElektronik ticaret belgeleriGüvenli ortak ödeme altyapıları Temel Vizyon ve Yaklaşım Türk dünyasını yalnızca coğrafi bir birliktelik olmaktan çıkarıp, ekonomik olarak birbirini tamamlayan güçlü bir üretim ve ticaret ağı hâline getirmek.

Orta Koridor'un yalnızca bir ulaşım hattı değil, aynı zamanda jeopolitik bir güç aracı olduğu söyleniyor. bu hattın önemi ve kapsamı nedir?
Doç. Dr. Hasan Bardakçı: Orta Koridor'un önemini yalnızca Çin'den Avrupa'ya uzanan alternatif bir ticaret güzergâhı olarak değerlendirmek eksik olur. Bu hat aynı zamanda Avrasya'nın ekonomik ve jeopolitik geleceğini etkileyebilecek stratejik bir güç unsurudur.
Kuzey Koridoru'nun Rusya üzerinden geçmesi, güney güzergâhının ise farklı siyasi ve güvenlik riskleri barındırması, Trans-Hazar Doğu-Batı Orta Koridoru'nun önemini artırmaktadır. Çin'den başlayarak Orta Asya, Hazar Denizi, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya uzanan bu güzergâh, uluslararası ticaret açısından önemli bir alternatif sunmaktadır.
Ancak Orta Koridor'un asıl stratejik değeri, sadece yük taşımacılığında değil, ülkeler arasında yeni bir ekonomik karşılıklı bağımlılık oluşturmasında yatmaktadır.

Türkiye bu güzergâhın batıya açılan kapısıdır. Azerbaycan, Hazar geçişinin ve Kafkasya bağlantısının merkezindedir. Kazakistan ve diğer Orta Asya ülkeleri ise Asya ile Avrupa arasındaki ticaret ağının önemli halkalarını oluşturmaktadır. Bu ülkelerin birlikte hareket etmesi, yalnızca transit taşımacılığı geliştirmekle kalmaz, bölgesel üretimi ve yatırımları da artırır.
Bununla birlikte Orta Koridor'un önünde aşılması gereken önemli sorunlar bulunmaktadır. Hazar Denizi'ndeki liman ve gemi kapasitesinin artırılması, demiryolu bağlantılarının geliştirilmesi, sınır geçişlerindeki bekleme sürelerinin azaltılması, gümrük süreçlerinin uyumlaştırılması ve lojistik maliyetlerin düşürülmesi gerekmektedir.
Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Marmaray, Türkiye'nin demiryolu altyapısı ve Orta Asya'daki ulaştırma yatırımları bu bütünün önemli parçalarıdır. Zengezur bağlantısı da bölgesel ulaşım ve ticaret ağlarının çeşitlenmesi açısından önemli fırsatlar barındırmaktadır.
Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor: Orta Koridor'u başarılı kılacak unsur yalnızca yeni demiryolları ve limanlar inşa etmek değildir. Asıl mesele, bu altyapıyı ortak bir lojistik ve ticaret sistemi içerisinde çalıştırabilmektir. Bir konteynerin Kazakistan'dan Türkiye'ye, oradan Avrupa'ya mümkün olan en az bürokrasiyle, öngörülebilir sürede ve rekabetçi maliyetle ulaşabilmesi gerekir.

TÜRK DÜNYASININ GELECEĞİ EKONOMİK ENTEGRASYONDAN GEÇİYOR
Bence önümüzdeki dönemde Türk Devletleri Teşkilatı'nın başarısı, gerçekleştirilen zirvelerin sayısıyla değil, bu zirvelerde alınan kararların ekonomik hayata ne ölçüde yansıdığıyla ölçülecektir.
Türk dünyasının yaklaşık 170 milyonluk nüfusu, geniş coğrafyası, enerji kaynakları, tarımsal üretim kapasitesi, genç nüfusu ve stratejik konumu önemli bir avantajdır. Ancak bu avantajların gerçek bir güce dönüşmesi için ortak bir ekonomik vizyona ihtiyaç vardır.
Türkiye'nin burada üstlenmesi gereken rol oldukça önemlidir. Türkiye, yalnızca Orta Asya ile Avrupa arasında bir transit ülke olmayı değil, Türk dünyasının üretim, yatırım, teknoloji ve lojistik merkezi olmayı hedeflemelidir.
Unutulmamalıdır ki 21. yüzyılda ülkelerin gücü yalnızca sahip oldukları doğal kaynaklarla değil, bu kaynakları küresel ekonomik sisteme ne kadar etkin entegre edebildikleriyle ölçülmektedir.
Türk dünyası tarihi ve kültürel ortaklığını ekonomik bir güce dönüştürebilirse, yalnızca kendi bölgesinin değil, küresel ticaretin de önemli aktörlerinden biri olabilir. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, romantik bir birlik söyleminin ötesine geçerek ekonomik çıkarları, ortak yatırımları, serbest ticareti ve stratejik iş birliğini esas alan güçlü bir Türk dünyası vizyonudur.
Çünkü yeni dünya düzeninde mesele yalnızca hangi ülkenin daha güçlü olduğu değil, hangi ülkelerin birlikte hareket ederek geleceği şekillendirebildiğidir. Türk dünyası için tarihî fırsat tam da budur: Coğrafi yakınlığı ekonomik bütünleşmeye, kültürel ortaklığı stratejik iş birliğine, ticaret yollarını ise küresel güce dönüştürmek.







Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…