Bildirimler

Bildirimler yükleniyor…

‘Palmira Mirası’nın Sırlı Yolculuğu

‘Palmira Mirası’nın Sırlı Yolculuğu

Osmanlı antika yasalarını rüşvetle deldiler, paha biçilmez heykelleri parçalayıp diplomatik kurye çantalarında Avrupa’ya taşıdılar... Aarhus Üniversitesi arkeologlarının ortaya çıkardığı tarihi mektuplar, Danimarkalı bira kralı Carl Jacobsen’in Palmira’yı nasıl yağmaladığını ve Kopenhag’a uzanan "kirli" kaçakçılık çarkını tüm ayrıntılarıyla belgeliyor.

Fevzi AKARGÜL / İSTANBUL

Kopenhag'ın kalbindeki Ny Carlsberg Glyptotek Müzesi, dünyanın Suriye dışındaki en büyük Palmira eseri koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Antik kentten çıkarılmış 121 adet lahit kabartması, heykel ve yazıt... Her biri paha biçilmez. Peki, bu eşsiz koleksiyon, 1884-1888 yılları arasında, sadece dört yılda nasıl toplandı? Yanıt, Danimarkalı bira üreticisi Carl Jacobsen (1842-1914) ile Beyrut'taki Danimarka konsolosu Julius Loytved arasında yazılan 188 mektupta saklı. Aarhus Üniversitesi'nden arkeologlar Olympia Bobou ve Rubina Raja bu mektupları gün yüzüne çıkardı. Manzara hiç de iç açıcı değil: Bira kralı Jacobsen'in Osmanlı toprağı Palmira'dan yüzlerce tarihi eseri nasıl kaçırdığı belgelendi. "Bahşiş" adı altında rüşvet veren, diplomatik kurye çantalarını eser taşımak için kullanan yazışmalar, Batılı koleksiyoncuların "medeniyet hamlesi" maskesini düşürüyor.

"BAHŞİŞ" DİYE BİR ŞEY VARDI

Mektuplarda sık geçen "bahşiş" (tips) kelimesi, dönemin antika ticaretinin kilit anahtarı. Osmanlı İmparatorluğu, özellikle Osman Hamdi Bey'in gayretleriyle yürürlüğe giren 1884 Asâr-ı Atîka Nizamnamesi ile antika kaçakçılığını kesin olarak yasaklamıştı. Ama kanunlar, taşradaki rüşvet ağıyla deliniyordu. Loytved, 23 Mayıs 1884 tarihli mektubunda Palmira'dan çıkardığı beş büst için 2500 frank fatura kesiyor. Bunun 500 frankı nakliye, bir kalemi ise "Drikkepenge" (bahşiş). Loytved bunu şöyle açıklıyor: "Çünkü antikaların ihracatı hükümet tarafından çok şiddetli şekilde yasaklanmıştır." Loytved, gümrük memurlarını ikna etmek için 100 frank bahşiş verdiğini itiraf ediyor. Bu miktar, o dönemde sıradan bir işçinin aylar boyu kazanamayacağı bir servetti.

Foto 2-5
Foto 2-5

SAHTE ESERLER VE HAYAL KIRIKLIKLARI

Jacobsen sadece Osmanlı yasalarını çiğnemekle kalmıyor, piyasadaki sahte eserlerle de uğraşıyordu. Loytved bir mektupta Jacobsen'e sahte bir kafa sattığını itiraf eder. Jacobsen'in 19 Eylül 1891 tarihli cevabı buzdur: "Bunu kendiniz görmeden satın aldığınıza üzüldüm. Bunun sahte olduğunu bir çocuk bile anlar." Jacobsen, Doğu'dan gelen eserlerin sürekli hasarlı veya sahte olmasından yakınır: "Aldığım şeylerin çoğu, yolda kötü paketleme yüzünden harap olmuş geliyor!"

DİPLOMATİK KURYEDE KAÇAK ANTİKA

İkili, eserleri kaçırmak için diplomatik ayrıcalıkları da kılıf olarak kullanır. 13 Mart 1890 tarihli mektupta Loytved, bir Roma imparatoru büstünü nasıl gönderdiğini anlatır: "Kutu, Berlin'e, Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatik yazışmalarıyla gönderildi." Yani eser, diplomatik dokunulmazlığı olan bir kurye çantasında gümrükten tamamen muaf tutularak Almanya'ya kaçırılmıştır. Jacobsen, emperyalist müzecilik rekabetine odaklanmıştı. Berlin, Louvre, British Museum ve Viyana müzeleri de Palmira eserleri topluyordu. Jacobsen bu prestij yarışını açıkça itiraf eder: "Danimarka Palmira Koleksiyonu'nun diğer Avrupa koleksiyonları karşında üstünlüğü koruması çok önemlidir." Loytved de bu rekabeti körükler: "Siz almazsanız, İngiliz hükümeti her şeye el koyacak."

Foto 3-6
Foto 3-6
Foto 4-5
Foto 4-5
Foto 5-3
Foto 5-3

İŞTE O MEKTUPLAR

Mektuplar, dönemin elitlerinin oryantalist zihniyetini de gösteriyor. Jacobsen'in 8 Şubat 1887 tarihli mektubu: "Kopenhag'ı bu araştırmaların merkezi yapmayı başardığım için mutluyum." Bu sözler ona "hayırsever" süsü verse de aynı mektupta Palmira'da izinsiz kazı yapma hayalleri kurar. Araştırmacılar durumu özetliyor: "Jacobsen eserlerin bağlamını önemsemedi. Onun için önemli olan sadece estetikti."

Foto 6-2
Foto 6-2
Foto 7
Foto 7
Foto 8 Carl Jacopsen
Foto 8 Carl Jacopsen

BÜTÜN KABAHATİ JACOBSEN'E ATMAMAK

Jacobsen'in kriteri tarihsel bağlam değil, estetikti. Mektuplarında alacağı eserleri sıralar: "1) Heykeller güzel olduklarında, 2) Olağandışı betimlemeler, 3) Kabartmalar, 4) Şaheserler." Bu tutum, estetik açıdan zayıf fakat tarihsel açıdan hayati önemdeki birçok eserin kaybolmasına yol açmıştır. Jacobsen, 1888'de koleksiyonunu devlete bağışlar ve 1897'de Ny Carlsberg Glyptotek açılır. Müze bugün Palmira araştırmalarının merkezi sayılsa da bedeli ağırdır: Eserlerin mezar bağlamından koparılması bilimsel incelemeleri zorlaştırmıştır.

Foto 9 Beyrut Konsolosu Julius Loytved
Foto 9 Beyrut Konsolosu Julius Loytved

GENİŞ BİR SORUN: BATILI MÜZELERDEKİ "ÇALINTI" ESERLER

Bu vaka; British Museum, Louvre ve Metropolitan gibi kurumların temel kuruluş dinamiğini özetler: Yasaları ve etiği hiçe sayan sahip olma hırsı. Mektuplar, "medeniyet" söyleminin ardındaki sömürgeci gerçekliği gösteriyor. Jacobsen sanatsal bir hayırsever değil, Osmanlı topraklarını yağmalayan sistematik bir talancıdır. Kaçakçılık çarkı şöyle işliyordu: Defineciler eserleri Palmira mezarlarından söker. Şam'daki tüccarlar toplar. Loytved eserleri özel sandıklara koyar, büyük lahitleri parçalar. Gümrükte rüşvet verilerek kontrol aşılır. Eserler Beyrut'tan gemilerle Avrupa'ya gönderilir. Riskli durumlarda diplomatik kurye çantaları kullanılır. Sandıklar Kopenhag'a ulaştırılır ve müzede bilet satılarak ticarileştirilir.

KAYNAKÇA: Makale Adı: From One City to Another: Collecting Palmyra in Copenhagen (Bir Şehirden Diğerine: Palmira'yı Kopenhag'da Toplamak)Yazarlar: Olympia Bobou ve Rubina Raja (Aarhus Üniversitesi, Danimarka)Dergi: Journal of Urban Archaeology (Brepols Yayınları), 2026, Cilt 13, Sayfa 49-90 DOI: 10.1484/J.JUA.5.151910.Temel Kaynak: Carl Jacobsens Brevarkiv'deki 188 el yazması mektup (1882-1897).

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…