Bildirimler

Bildirimler yükleniyor…

Sanatın Şifalandıran Gücüyle: "İstanbul’dan Kudüs’e"

Sanatın Şifalandıran Gücüyle: "İstanbul’dan Kudüs’e"

“Yazar ve ressam Selvigül Kandoğmuş Şahin, Gazze’de yaşanan soykırım karşısında kaleminin yetmediği yerde renklerine sığındı. Mimar Sinan’ın İstanbul silüetinden Kudüs’ün direnen kadim ruhuna uzanan ‘İstanbul’dan Kudüs’e’ sergisi, iki kutlu şehrin kardeşliğini ve insanlığın ortak vicdanını tuvale taşıyor.”

Edebiyat dünyasında deneme, öykü, roman ve biyografi türündeki eserleriyle tanınan yazar ve ressam Selvigül Kandoğmuş Şahin, kelimelerle ördüğü sanat yolculuğunu yaklaşık on yıldır tuvaline taşıdığı renklerle sürdürüyor.

Sanatçı, Gazze’de yaşanan insanlık dramı ve soykırım karşısında hissiyatını bu kez fırçasıyla dışa vurarak iki kutlu beldeyi aynı ruh ikliminde buluşturuyor. Mimar Sinan’ın İstanbul’a bıraktığı mirastan Kudüs’ün direnen ve umut saçan kadim silüetine uzanan bu anlamlı yolculuk, “İstanbul’dan Kudüs’e” sergisiyle sanatseverlerle buluşuyor.

Selvigül Kandoğmuş Şahin ile hem sanatın iyileştirici ve tanıklık eden gücünü hem de İstanbul ve Kudüs arasındaki o köklü, kardeşane bağı tuvale aktarma sürecini konuştuk.

Resim1.jpeg
Resim1.jpeg

GAZZE ACISINI FIRÇAYLA DİLE GETİRMEK

Öncelikle emeğinize, yüreğinize sağlık serginizin süreci hakkında neler söylersiniz? Bu güzel çalışmalar nasıl ortaya çıktı?

Uzun yıllardır yazıyla uğraşıyorum. Deneme, öykü, roman ve biyografi alanında kitaplarımız neşredildi. Yaklaşık on yıldır profesyonel olarak resim çalışmaları yapıyorum. Öncelikle Cemal Toy atölyesinde, sonra İlhami Atalay atölyesinde çalışmalarıma devam ettim. İki üstadıma da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

7 Ekim’den bugüne kadar uzun süre yazı yazamadım. Sadece yazılarımda Kudüs’e ve Gazze’de yaşanan soykırıma yer verdim. Bir sanatçı olarak kalemim ve yüreğim yettiğince yazmaya çalıştım. Bu belki de benim için bir münacattı. Global bir köy haline gelen bu yaşlı dünya ne çok acı görmüştü. Ve biz şimdi bir milletin dünyanın gözü önünde nasıl yok edilmeye çalışıldığına, televizyondan dramatik sinema filmi gibi soykırımı, masum çocuklara kıyımı izledik. Yüreklerimiz yandı. Bir sanatçı olarak kalemimin yetmediği yerde renklerime yöneldim. Ve büyük bir aşkla Kudüs tabloları yapmaya başladım. Bu tabloların çoğu Gazze yararına sahiplenildi açık artıma olarak düzenlenen müzayedelerde ve pek çok platformda. Artık cennette an an inşa olan, yıkıntılar arasından, şehitlerin aziz hatıralarının hikayelerinin arasından Cennetin Şehri Kudüs tabloları yapmaya devam ettim. İstanbul ve genelde Ayasofya temalı tablolar da yapıyordum.

Kudüs mukaddes bir şehirdir. Mekke, Medine ve dahi İstanbul, Şam, Bağdat, Halep mukaddestir. Bu şehirlerin nasıl mukaddes ve kutlu şehirler olduklarını “Kadim Şehirler” adlı kitabımda bir Doğulu bir yazar olarak, Paris’e gittiğimde, Viyana’ya, Kurtuba’ya, Berlin’e gittiğimde derinden duyumsadım. Söz ülkeme yüklediğim bu kadim, kutlu şehirlerin renklerime, desenlerime resmetmek benim için büyük bir hikâyeyi tamamlamak, heyecanlı bir yolculuğa çıkmaktı. Ve tabloların sayıları arttıkça “İstanbul’dan Kudüs’e Resim Sergisi” ortaya çıktı.

VİCDANIN TURNUSOL KÂĞIDI FİLİSTİN VE TUVALE YANSIYAN DUALAR

İslam dünyasının ve ülkemizin kanayan bir yarası şimdi Gazze. Kudüs ve Filistin Müslüman dünyası için büyük önem arzediyor. Öte yandan Kudüs, sizin de belirttiğiniz üzere “kutsal/kutsanmış bir şehir”. Siz serginizde, eserlerinizde Kudüs’ü ve Filistin’i nasıl yorumladınız, tuvale hangi duyumsamalarla aktardınız acaba diye sorsam neler söylersiniz?

Bir sanatçı olarak nasıl ki sanatçılar asırlardan beri bu kutlu beldenin soylu hikayesini, şiirini yazmışsa ben de yazdım. Bir kitaplık çapta yazılarım oluştu. İnşallah en kısa zamanda Kudüs ve Gazze yazılarımı da kitaplaştırmayı düşünüyorum. 2013’te yayınlanan “Kırık Zamanlar” kitabımda Gazze’deki, Şam’daki ve pare pare olmuş İslam Coğrafyasında yaşanan savaşlarda acılar içinde kıvrana çocukları, kadınları hikayelerime taşıdım. Edebiyat tarihinde bir iz olsun istedim. Aliya İzzet Begoviç şöyle der: “Ne yaparsanız yapın. Her şeyi unutun, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.” Bir sanatçı duyarlılığıyla kalemimle bu soykırımı yazmaya çalıştım. Yirmili yaşlarda ilk yazım da Bosna üzerine bir yazıydı. Rahmetli Akif Emre yazımı okumuş ve beni edebiyat dergilerine yönlendirmişti.

Tablolarda Kudüs cennetin, kurtuluşun, kahramanlığın şehri. Kudüs ziyaretimizde İmam Buhari’nin torunu Şeyh Abdülaziz Buhari bizi karşılamıştı. İnce, kederli, hüzünlü o denli de güçlü yüzünü hiç unutmadım. Üzerinde koyu toprak renkli harmanisi, başındaki koyu renk fesiyle bizden birisi gibiydi. İmam, Kudüs için çok anlamlı konuşmuştu. Bunu uzun uzun Kadim Şehirler kitabımda yazdım. “Kudüs kelimesi mukaddes kelimesinden geliyor. Kudüs ismini Allah verdi. Dünyada her şeyin bir kalbi var. İnsanın kalbi var, hayvanın kalbi var. Bu dünyanın kalbi de Kudüs. Kalp iyi. Dünyada herkes iyi. Kudüs’te ağrıyor, dünyanın her yeri ağrıyor.” Diye anlamlı konuşmuştu.

Cennetin şehri olarak gördüğüm Kudüs’e renklerimle, fırçamla, yüreğimdeki dualarımla umutlar yüklüyorum. Daha önce de dediğim gibi fani bir dünyadan daha ötelerde cennette, gerçek ebedi mekanımızda Kudüs şehrinin an an inşa olduğuna inanıyorum.

Filistin’de tüm yaşananlardan sonra gördük ki kahramanlığın, soylu bir direnişin, sahiplenmenin, dünyanın nasıl geçici, süfli bir yer olduğunu gösteren bir turnusol kâğıdı gibi önümüzde. Tüm insanlığın vicdanı olarak orada, sabırla, umutla direniyor, vakur ve teslimiyetsiz bir inatla savaşıyor tüm zalimliklere, tüm zulümlere karşı.

Resim.jpeg
Resim.jpeg

İSTANBUL’UN SİLÜETİNDEN KUDÜS’ÜN KUTSALLIĞINA UZANAN KÖPRÜ

“İstanbul’dan Kudüs’e” serginin ismi büyük bir heyecan uyandırıyor. Bu başlığın ifade ettiği anlamı ve bunun sizin eserlerinizdeki karşılığına dair neler söylemek istersiniz?

Kudüs mübarek bir şehirdir, bizim ilk kıblemiz. Efendimizin üç mescitten birisi olarak övdüğü eşsiz mübarek mekân. Peygamberler şehri. Kutlu, aziz. İstanbul ise Fethin sembolü, medeniyetlerin yaşandığı kutlu İslam beldelerinden aziz bir şehir. Tıpkı şair Yahya Kemal’in “Sana dün tepeden baktım aziz İstanbul” diye seslendiği mübarek, evliyalar diyarı. Efendimizin duası, güzide bir şehir. İstanbul tablolarımı yaparken birden Refik Halid Karay’ın “İstanbul” hikayesinde buldum kendimi. O’nun kelimeler ve cümlelerle inanılmaz bir üslupla, özlemle anlattıklarını ben renklerime yükledim. Ve ecdadın mimari olarak bıraktığı eserleri, Mimar Sinan’ın anlamlı bir güzellikle İstanbul’un en güzel köşelerine kondurduğu serhat camileri, mimari yapıları, büyülü İstanbul silüetini tablolarıma taşıdım.

İki mübarek ve kardeş şehri bir araya getirerek renklerle, soyutlamalarla ortak bir duyumsamayı, ortak bir özlemi, bizi biz yapan o kadim hikâyeyi hatırlatmaktı muradım belki de âcizane…

ORTAK VİCDANIN SESİ: SANATLA DİRENİŞ VE DUYARLILIK

7 Ekim’deki saldırılardan bu güne kadar ülkemizde ve dünyada Gazze için, İsrail işgali ve Filistin’le ilgili büyük tepkiler oldu uyanışlar gerçekleşti. Siz bir sanatçı olarak bu duyarlılığı nasıl görüyor ve değerlendiriyorsunuz?

7 Ekim’den bu yana artık ben yaşadıklarıma, evlatlarımın gözlerine, nefes alıp verdiğim dünyaya eskisi gibi bakamadım. Yeni yeni kendimize gelmeye çalışıyoruz. Ama orada büyük bir insanlık dramı, hafsalamıza sığmayan büyük bir soykırım yaşandı. Önce insanlıkta kardeş olduğumuz, sonra da ümmet olarak aynı kıbleye yöneldiğimiz bu kahraman halka herkesin elinden gelen yardımı yapması gerektiğini düşünüyorum. Sanatın iyileştiren, dirilten gücünü kullanarak kalemimle ve fırçamla ben ne yapabilirim diye düşündüm. Ve gücüm yettiğince yazılarımla gündemde tutmaya çalıştım. Ve gördüğüm o ki belli çevrelerin dışında bu duyarlılık arttı hem sanat faaliyetleri olarak hem de yardımlar olarak. Vicdanı olanlar insanlıkta ortak oldukları bu halka her anlamda duyarlılık gösterdiler. Burada vicdanı görmüş olduk. İnsanlığı görmüş olduk.

SANATIN YÜREĞE DOKUNUŞU: İKİ KARDEŞ ŞEHRİN İZİNDE

Bu anlamlı sergi ziyaretçileri, sanatseverleri nasıl bir duyarlılığa taşıyor diye sorsam neler söylersiniz.

Sergi, ziyaretçileri heyecanlı bir dokunuşla, Kudüs’ün soyutlanmış kadim renklerine, İstanbul’un büyülü silüetine taşırsa ne âlâ… İki kardeş ve kutlu şehrin mimari dokusunun tablolarıyla anlamlı bir yolculuğa çıkarlar inşallah. Oldukça büyük ebatlı bir Kudüs tablosu yapmıştım önceki senelerde. Taksim Camii Kültür Merkezi’nde sergilenmişti. Orada küçük bir çocuk devasa tablonun önünde durmuş hayranlık ve hayretle tabloyu izliyordu. Tablonun önünde küçücüktü. Bu çocuğun gözlerindeki hayret ve hayranlık, Kudüs’ü temaşa etmesi beni çok etkiledi. Belki de bu çocuğun bakışlarındaki o hayret ve merak için bile İstanbul’dan Kudüs’e Sergi ’si olsun istedim ve bunun için çabaladım…

Anlamlı sorularınız ve ilginiz için teşekkür ediyorum.

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…