Bildirimler

Bildirimler yükleniyor…

Tarihte bugün: 1945’te “barış” vaadiyle kurulan Domuzlar Diktatöryası 81 yaşında!

Tarihte bugün: 1945’te “barış” vaadiyle kurulan Domuzlar Diktatöryası 81 yaşında!

24 Ekim 1945’te dünya barışını korumak ve savaşları önlemek iddiasıyla kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 81 yıldır büyük güçlerin çıkarlarına hizmet eden bir düzenin merkezinde yer alıyor. Salih Mirzabeyoğlu’nun “Domuzlar Diktatöryası” olarak nitelendirdiği bu yapı, beş daimi üyenin veto imtiyazıyla dünya milletlerinin iradesini hiçe sayarken Bosna’dan Irak’a, Afganistan’dan Gazze’ye kadar yaşanan katliamlarda emperyalist güçlerin çıkarlarını ve imtiyazlarını koruyan bir mekanizma olarak işledi.

İkinci Dünya Savaşı'nın galipleri kendi düzenlerini kurdu

Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından 24 Ekim 1945'te resmen kuruldu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan Milletler Cemiyeti'nin yeni bir dünya savaşını engelleyememesi üzerine ABD, İngiltere, Sovyetler Birliği ve Çin öncülüğünde yeni bir uluslararası teşkilatın temelleri atıldı. 25 Nisan-26 Haziran 1945 tarihleri arasında San Francisco'da yapılan konferansta 50 ülkenin temsilcileri bir araya geldi. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu devletler BM Şartı'nı imzaladı. Teşkilat, barışı korumak, savaşları önlemek, insan haklarını savunmak ve devletler arasında adaleti sağlamak gibi vaatlerle dünya sahnesine çıktı. Ancak kuruluşunda esas alınan düzen, İkinci Dünya Savaşı'nın galibi olan büyük devletlere ayrıcalıklı bir konum tanıdı.

Beş devletin çıkarları dünya milletlerinin iradesinin üzerinde tutuldu

BM'nin kuruluşuyla birlikte ABD, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği ve Çin'e Güvenlik Konseyi'nde daimi üyelik ve veto hakkı verildi. Sovyetler Birliği'nin yerini daha sonra Rusya aldı. Böylece dünya milletlerinin kaderini ilgilendiren bağlayıcı kararlar, beş büyük devletin siyasi tercihlerine bağlı hâle getirildi. Bugün 193 ülkenin üye olduğu BM'de, Güvenlik Konseyi'nin esaslı kararları bu beş devletten yalnızca birinin vetosuyla engellenebiliyor.

Bu sistem, sömürgeci devletlerin İkinci Dünya Savaşı sonrasında elde ettikleri üstünlüğü uluslararası hukuk zemininde sürdürmelerine hizmet eden bir mekanizma olarak öne çıkıyor. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda uluslararası hukuku ve insan haklarını hatırlatan emperyalist güçler, müttefiklerinin işgalleri ve saldırıları gündeme geldiğinde veto haklarını kullanarak hesap sorulmasını engelleyebiliyor. Barış ve eşitlik vaatleriyle kurulan teşkilatın en temel çelişkisi de burada ortaya çıkıyor.

Bosna'da Müslümanlar BM'nin güvenli bölgesinde katledildi

BM'nin gerçek işleyişini ortaya koyan en ağır hadiselerden biri Bosna'da yaşandı. 1993 yılında Srebrenitsa'yı güvenli bölge ilan eden BM, bölgeyi koruma sorumluluğunu üstlenmesine rağmen Temmuz 1995'te 8 binden fazla Boşnak Müslümanın Sırp güçleri tarafından katledilmesine mâni olacak tedbirleri almadı. BM askerlerinin bulunduğu bölgede gerçekleşen soykırım, teşkilatın verdiği güvenlik teminatlarının ne kadar içi boş ve karşılıksız kalabildiğini gösterdi.

Afganistan ve Irak işgallerinde emperyalist güçler korundu

2001 yılında ABD öncülüğünde Afganistan'a başlatılan işgal süreci, yıllarca sürecek bir işgale dönüştü. Ardından 2003 yılında ABD ve İngiltere, BM Güvenlik Konseyi'nden işgale açık yetki veren yeni bir karar almadan Irak'a saldırdı. Irak'ta yüz binlerce insanın katledildiği, şehirlerin yıkıldığı ve ülkenin siyasi düzeninin altüst edildiği işgal sürecinde BM, ABD'ye karşı etkili bir yaptırım mekanizması işletemedi. Dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan dahi Irak işgalinin BM Şartı'na aykırı olduğunu açıklamasına rağmen Washington'un işgal siyaseti karşısında bağlayıcı bir hesap sorma süreci işletilemedi.

2011 yılında Libya'da ise bambaşka bir uygulama görüldü. BM Güvenlik Konseyi'nin 1973 sayılı kararıyla sivilleri koruma gerekçesi üzerinden askerî müdahaleye izin verildi. NATO'nun saldırıları Muammer Kaddafi yönetiminin devrilmesine uzanan süreci hızlandırdı. İngiltere Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nun 2016 tarihli raporu da sivilleri koruma amacıyla başlayan müdahalenin rejim değiştirme siyasetine dönüştüğünü ortaya koydu.

Suriye'de büyük güçlerin hesaplaşması belirleyici oldu

Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaş, BM Güvenlik Konseyi'ndeki büyük güç rekabetinin bir başka örneğini oluşturdu. Rusya ve Çin'in vetoları, Suriye yönetimine karşı hazırlanmış çok sayıda kararın kabul edilmesini engelledi. ABD ve Rusya başta olmak üzere yabancı devletlerin askerî müdahaleleriyle Suriye, uluslararası güç mücadelesinin sahasına dönüştü. Milyonlarca insanın yerinden edildiği, yüz binlercesinin öldüğü savaşta BM'nin siyasi karar mekanizması, büyük devletlerin birbirine karşı kullandığı veto ve diplomatik pazarlıkların sınırları içerisinde kaldı.

Gazze'deki soykırım BM'nin gerçek mahiyetini ortaya serdi

BM düzeninin sömürgeci güçler lehine nasıl işlediği, terörist İsrail'in Gazze'de gerçekleştirdiği soykırım sırasında bir kez daha görüldü. On binlerce Filistinlinin şehit olduğu, hastanelerin, okulların, camilerin ve yerleşim alanlarının hedef alındığı saldırılar boyunca ABD, İsrail'e askerî ve diplomatik desteğini sürdürdü. Washington, Güvenlik Konseyi'nde ateşkes ve insani yardım taleplerini içeren karar tasarılarını defalarca veto etti.

18 Eylül 2025'te yapılan Güvenlik Konseyi toplantısında Gazze'de derhâl ve kalıcı ateşkes sağlanmasını öngören tasarı, 15 üyeden 14'ünün desteğini aldı. Ancak ABD'nin tek başına kullandığı veto, kararın kabul edilmesini engelledi. Böylece dünyanın farklı bölgelerini temsil eden 14 devletin iradesi, işgalci İsrail'in en büyük destekçisi ABD tarafından geçersiz kılındı.

Bu hadise, BM'nin siyasi yapısının hangi menfaatler doğrultusunda işlediğini bütün açıklığıyla gösterdi. Filistinli çocukların, kadınların ve sivillerin katledildiği bir dönemde Güvenlik Konseyi'ndeki veto düzeni, İsrail'in uluslararası baskılardan korunmasına hizmet etti. Dünyanın gözü önünde yaşanan soykırım, barış ve adalet vaatleriyle kurulan teşkilatın büyük devletlerin çıkarları karşısında nasıl etkisizleştirildiğini ortaya koydu.

Bosna'da Müslümanların katledilmesi, Afganistan ve Irak'ın işgali, Suriye'nin yabancı güçlerin müdahalelerine sahne olması ve Gazze'deki soykırım, BM'nin 81 yıllık geçmişinde büyük devletlerin çıkarları ile mazlum milletlerin hakları arasındaki çelişkiyi gözler önüne seriyor.

24 Ekim 1945'te barışı koruma vaadiyle kurulan BM, 81 yıl sonra da sömürgeci devletlerin imtiyazlarını muhafaza eden siyasi yapısını sürdürüyor. Gazze'de yaşananlar ise birkaç büyük devletin iradesini bütün dünya milletlerinin üzerinde tutan bu düzenin kimin çıkarlarına hizmet ettiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…