Bildirimler

Bildirimler yükleniyor…

Türkiye'nin uzay yolculuğu: ŞİMŞEK ile hedef bağımsız erişim

Türkiye'nin uzay yolculuğu: ŞİMŞEK ile hedef bağımsız erişim

Türkiye'nin yaklaşık 30 yıl önce haberleşme uydularıyla başlayan uzay yolculuğu, son yıllarda yer gözlem ve haberleşme uydularından insanlı bilim misyonlarına, Ay Araştırma Programı'ndan milli fırlatma sistemlerine uzanan daha geniş bir yapıya dönüştü. RASAT, GÖKTÜRK-2 ve İMECE ile uydu geliştirme tecrübesini artıran, TÜRKSAT 6A ile kendi haberleşme uydusunu geliştiren Türkiye, Milli Uzay Programı kapsamında yürütülen projelerle uzaydaki kabiliyetlerini farklı alanlara taşırken ROKETSAN'ın geliştirdiği ŞİMŞEK-1 ve ŞİMŞEK-2 ile bu kez uzaya bağımsız erişimi hedefliyor.

ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci'nin ŞİMŞEK-1 ve ŞİMŞEK-2 projelerine ilişkin son açıklamaları, Türkiye'nin uydu geliştirmeden fırlatma teknolojilerine uzanan çalışmalarında gelinen noktayı yeniden gündeme taşıdı. ROKETSAN'ın 2016'dan bu yana sonda roketleri ve farklı platformlarla geliştirdiği çözümleri test ettiğini belirten İkinci, bu alandaki teknolojik birikimin önemli ölçüde tamamlandığını ve ŞİMŞEK ailesinin başarılı atışlarıyla Türkiye'nin uzaya bağımsız erişiminin sağlanmasının hedeflendiğini açıkladı.

Türkiye'nin uzay alanındaki yeni hedefi artık yalnızca uydu geliştirmek değil. ŞİMŞEK projeleriyle uydu ve diğer yüklerin Türkiye'den milli fırlatma sistemleriyle yörüngeye taşınabilmesi için kritik teknolojiler üzerinde çalışılıyor. Böylece Türkiye'nin uydu teknolojilerinde yıllar içinde oluşturduğu birikimin, fırlatma sistemleriyle yeni bir aşamaya taşınması amaçlanıyor.

Haberleşme uydularından milli uydu teknolojilerine

Türkiye'nin uydu serüvenindeki ilk önemli eşiklerden biri 1994'te TÜRKSAT 1B'nin yörüngeye yerleştirilmesiyle aşıldı. Haberleşme uydularıyla başlayan süreç, 2000'li yıllarla birlikte uydu teknolojilerinin Türkiye'de geliştirilmesine yönelik projelerle farklı bir boyuta taşındı.

2003'te uzaya gönderilen BİLSAT, Türkiye'nin uydu tasarımı, üretimi, testi ve işletilmesine ilişkin insan kaynağı ve altyapısının geliştirilmesinde rol oynarken bu projeden elde edilen tecrübe daha sonraki yer gözlem uydularına aktarıldı. BİLSAT'ın ardından Türkiye'de tasarlanıp üretilen ilk yer gözlem uydusu RASAT 2011'de, GÖKTÜRK-2 ise 2012'de uzaya gönderildi.

Uydu teknolojilerindeki birikimin sonraki halkalarından biri İMECE oldu. TÜBİTAK UZAY tarafından tasarlanıp geliştirilen Türkiye'nin ilk metrealtı çözünürlüklü yer gözlem uydusu İMECE, 2023'te uzaya gönderildi. Projede uçuş bilgisayarı, elektrikli itki sistemi, güç ve haberleşme alt sistemleri ile yüksek çözünürlüklü elektro-optik kamera gibi kritik teknolojiler Türkiye'de geliştirildi.

Türkiye'nin uydu çalışmalarında bir diğer önemli aşama ise TÜRKSAT 6A ile geçildi. TÜBİTAK UZAY'ın proje yöneticiliğinde TUSAŞ, ASELSAN ve CTech iş birliğiyle geliştirilen Türkiye'nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu, 9 Temmuz 2024'te uzaya fırlatıldı. TÜRKSAT 6A'nın geliştirilmesinde 20'den fazla yerli firma ile yaklaşık 400 uzman görev alırken kritik alt sistemler de yerli imkanlarla geliştirildi. 42 derece doğu yörüngesinde görev yapan uydu, test süreçlerinin ardından 21 Nisan 2025'te hizmete alındı.

İMECE ve TÜRKSAT 6A ile birlikte Türkiye'nin uydu alanında yıllar içerisinde oluşturduğu mühendislik tecrübesi, yalnızca Dünya yörüngesinde kullanılacak sistemlerle sınırlı kalmadı. Aynı altyapı ve insan kaynağı, Milli Uzay Programı kapsamında daha ileri hedeflere yönelik projelerde de kullanılmaya başlandı.

Milli Uzay Programı ile hedefler genişledi

Türkiye'nin uzay çalışmalarındaki yeni dönemin çerçevesi 2021'de açıklanan Milli Uzay Programı ile çizildi. Türkiye Uzay Ajansı tarafından hazırlanan program, farklı kurumlarda yürütülen uzay çalışmalarının koordineli ve bütünleşik bir yapı içerisinde ilerletilmesini ve Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu kritik uzay teknolojilerinde dışa bağımlılığının azaltılmasını amaçlıyor.

Program kapsamında 10 stratejik hedef ortaya konuldu. Ay'a yönelik bilimsel bir görev gerçekleştirilmesi, yeni nesil uydu geliştirme alanında rekabetçi bir ticari marka oluşturulması, Türkiye'ye ait bölgesel konumlama ve zamanlama sistemi geliştirilmesi ile uzaya erişimin sağlanması ve bir uzay limanı işletmesinin kurulması bu hedefler arasında yer aldı.

Program ayrıca uzay havasına ilişkin teknolojik araştırmaların geliştirilmesini, astronomik gözlem ve uzay nesnelerinin yerden takibinde Türkiye'nin kabiliyetlerinin artırılmasını, uzay sanayi ekosisteminin geliştirilmesini, uzay teknoloji geliştirme bölgesi kurulmasını ve bu alandaki insan kaynağının güçlendirilmesini kapsıyor. Programın insanlı uzay misyonuna ilişkin hedefi ise bir Türk vatandaşının bilimsel çalışmalar gerçekleştirmek üzere uzaya gönderilmesi olarak belirlendi.

Milli Uzay Programı'nın bu ayağında ilk önemli adım 2024'te atıldı. Alper Gezeravcı, 19 Ocak'ta Türkiye'nin ilk astronotu olarak Uluslararası Uzay İstasyonu'na hareket etti. Gezeravcı'nın görevinde insan sağlığı, biyoloji ve malzeme bilimi dahil farklı alanlarda Türkiye'deki üniversite ve araştırma kurumlarının hazırladığı 13 bilimsel deney gerçekleştirildi.

Aynı yıl Tuva Cihangir Atasever de yörünge altı araştırma uçuşunu tamamladı. Yaklaşık 90 kilometre irtifaya ulaşan Atasever, mikro yer çekimi ortamında 7 bilimsel deney gerçekleştirdi. Bunların üçü Gezeravcı'nın Uluslararası Uzay İstasyonu'nda yürüttüğü çalışmaların devamı niteliğinde hazırlandı.

İnsanlı bilim misyonları Milli Uzay Programı'nın bir ayağını oluştururken programın en kapsamlı projelerinden biri olan Ay Araştırma Programı'nda da çalışmalar devam ediyor. Türkiye'nin ilk derin uzay görevini gerçekleştirmek üzere geliştirilen Ay Uzay Aracı'nın üretim, montaj ve entegrasyon faaliyetleri tamamlandı. Yaklaşık 3,5 ton ağırlığında ve yüzde 80'in üzerinde yerlilik oranına sahip araç, sistem seviyesi çevresel testlerin gerçekleştirilmesi amacıyla TUSAŞ bünyesindeki Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi'ne gönderildi.

İMECE ve TÜRKSAT 6A projelerinde elde edilen mühendislik tecrübesi de Ay Uzay Aracı'na aktarılıyor. Uçuş bilgisayarı, haberleşme, güç, ısıl kontrol, yönelim ve yörünge operasyonları gibi kritik alanlarda daha önce kazanılan kabiliyetler Türkiye'nin ilk derin uzay görevi için kullanılıyor.

Milli Uzay Programı'nın bir başka hedefi ise doğrudan uzaya erişim ve uzay limanı oluşturulması. Program kapsamında fırlatma aracı kritik teknoloji yol haritası, fırlatma sistemi geliştirilmesi ve uzay limanı kurulmasına yönelik çalışmalar öngörülürken Türkiye'nin stratejik fırlatmalar için bağımsız erişim kabiliyeti kazanması amaçlanıyor.

Uydu geliştirme, insanlı bilim misyonları ve Ay Araştırma Programı ile farklı kollardan ilerleyen bu çalışmaların fırlatma teknolojileri tarafındaki önemli projelerinden birini ise ROKETSAN'ın yürüttüğü çalışmalar oluşturuyor.

Uydudan rokete: Bağımsız erişim için kritik teknoloji

Türkiye'nin fırlatma sistemi geliştirme çalışmalarının kurumsal temeli 2012'de Savunma Sanayii İcra Komitesi tarafından alınan kararla atıldı. ROKETSAN'ın bu alanda görevlendirilmesinin ardından sonda roketleri ve fırlatma sistemlerinin ihtiyaç duyduğu kritik teknolojiler üzerinde çalışmalar yürütüldü.

ROKETSAN'ın sonda roketleriyle gerçekleştirdiği testler bu çalışmalar için önemli bir deneyim alanı oluşturdu. Milli teknolojilerle geliştirilen sonda roketi 2017'de 126 kilometre irtifaya ulaşarak 100 kilometre olarak kabul edilen uzay sınırını geçti. 2020'de gerçekleştirilen testlerde ise 136 kilometre irtifaya ulaşıldı.

Aynı yıl ROKETSAN bünyesinde Uydu Fırlatma Uzay Sistemleri ve İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi faaliyete geçirildi. Merkezde fırlatma sistemleri, uydu teknolojileri ve uzaya erişim için ihtiyaç duyulan kritik teknolojilere yönelik çalışmalar yoğunlaştırıldı.

ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci, şirketin görevini uzaya gönderilecek uydu ve diğer faydalı yükleri taşıyacak platformları geliştirmek olarak tanımlarken 2016'dan bu yana sonda roketleri ve farklı platformlarla yapılan çalışmalar sayesinde geliştirilen çözümlerin test edilmesi ve uzay tarihçesi kazandırılması sürecinin büyük ölçüde tamamlandığını belirtti.

Bu süreç yalnızca roketin kendisinin geliştirilmesiyle sınırlı değil. İkinci, navigasyon, motor, itki, termal ve malzeme teknolojilerinin uzay alanında kritik önem taşıdığını, bu teknolojilerin ülkeler arasında kolaylıkla paylaşılmadığını vurguladı. ROKETSAN bu nedenle üniversiteler ve sanayi kuruluşlarıyla birlikte ihtiyaç duyulan alt teknolojileri Türkiye'de geliştirmeye yönelik çalışmalar yürütüyor.

İkinci'ye göre şirket, uzay projelerini sürdürebilecek insan kaynağını da oluşturmuş durumda. ROKETSAN'ın yaklaşık 2 bin 500 iş ortağıyla oluşturduğu sanayi ekosisteminin uzay alanındaki çalışmalara dahil edilmesi ve Türkiye'de bu alanda ürün geliştirebilecek şirketlerin sayısının artırılması hedefleniyor.

Sonda roketleriyle kazanılan uçuş tecrübesinin ardından Türkiye'nin önündeki hedef ise yalnızca uzay sınırını aşmak değil, belirli büyüklükteki bir faydalı yükü istenen yörüngeye yerleştirebilecek bir fırlatma sistemi oluşturmak. Bu hedefin ilk büyük basamağını ŞİMŞEK-1 oluşturuyor.

ŞİMŞEK-1 ile hedef Türkiye'den uzaya ulaşmak

Savunma Sanayii Başkanlığı ile koordineli yürütülen ŞİMŞEK-1 projesi, yaklaşık 400 kilogramlık uydu veya başka bir faydalı yükü 500 kilometreye yakın bir yörüngeye yerleştirebilecek teknolojinin geliştirilmesini hedefliyor.

Murat İkinci, projenin temel amacını "Türk topraklarından, Türkiye'den uzaya ulaşabilecek bir platformu hayata geçirebilmek" sözleriyle açıklarken ŞİMŞEK-1 çalışmalarının belirlenen takvim doğrultusunda devam ettiğini bildirdi.

ŞİMŞEK-1'i ROKETSAN'ın daha önce geliştirdiği sonda roketlerinden ayıran temel hedeflerden biri de burada ortaya çıkıyor. Sonda roketlerinde belirli irtifalara ulaşılması ve kritik teknolojilerin uçuş ortamında doğrulanması amaçlanırken ŞİMŞEK-1 ile bir faydalı yükün yörüngeye yerleştirilmesini sağlayacak fırlatma kabiliyetine ulaşılması hedefleniyor.

Bu nedenle ŞİMŞEK-1, Türkiye'nin uzay çalışmalarında yalnızca yeni bir roket projesi olarak değil, yıllar içerisinde geliştirilen uydu teknolojilerinin fırlatma kabiliyetiyle tamamlanmasına yönelik bir adım olarak öne çıkıyor.

ROKETSAN'ın planında ŞİMŞEK-1 ise son aşamayı oluşturmuyor. İlk sistemle elde edilmesi hedeflenen kabiliyetin ardından daha ağır faydalı yüklerin daha yüksek yörüngelere taşınması için ŞİMŞEK-2 geliştiriliyor.

ŞİMŞEK-2 ile kapasite 1,5 tona çıkacak

ŞİMŞEK-2 projesinin sözleşmesi 2025'te imzalandı. İlk kez IDEF 2025'te kamuoyuna tanıtılan sistem, ŞİMŞEK-1'e göre çok daha yüksek taşıma kapasitesiyle geliştiriliyor.

Yaklaşık 40 metre yüksekliğinde olması planlanan ŞİMŞEK-2, iki kademeli ve sıvı yakıtlı itki sistemine sahip olacak. Sistemle 1,5 tonluk bir uydu veya diğer faydalı yüklerin 700 kilometrenin üzerindeki yörüngelere taşınması hedefleniyor.

Böylece ŞİMŞEK ailesinde ŞİMŞEK-1 ile 400 kilogramlık faydalı yükün yaklaşık 500 kilometrelik yörüngeye taşınması hedeflenirken ŞİMŞEK-2'de taşıma kapasitesi 1,5 tona, hedeflenen yörünge yüksekliği ise 700 kilometre seviyesine çıkacak.

İkinci, ŞİMŞEK-2'yi ROKETSAN'ın ticarileştirmek istediği platformlardan biri olarak tanımlarken sistemin uluslararası iş birlikleriyle birlikte değerlendirilmesinin planlandığını belirtti. Projenin hayata geçirilmesiyle Türkiye'nin kendi ihtiyaçlarının yanında başka ülkelerin uydularının fırlatılmasına da destek verebilecek bir kapasite oluşturulması hedefleniyor.

ŞİMŞEK-1 ve ŞİMŞEK-2 çalışmalarının takvime uygun şekilde devam ettiğini açıklayan İkinci, projelerde herhangi bir aksama bulunmadığını belirterek çalışmaların tamamlanmasının ardından fırlatmaların gerçekleştirilmesinin amaçlandığını söyledi.

İkinci'nin ortaya koyduğu yol haritasında iki proje birbirini tamamlayan aşamalar olarak öne çıkıyor. İlk etapta ŞİMŞEK-1, ardından ŞİMŞEK-2'nin başarılı fırlatmalarıyla Türkiye'nin uzaya bağımsız erişim kabiliyetinin oluşturulması amaçlanıyor.

ŞİMŞEK'in ardından yeniden kullanılabilir sistemler

ROKETSAN'ın uzaya erişim çalışmalarında sonraki hedeflerden birini yeniden kullanılabilir roket teknolojileri oluşturuyor. ŞİMŞEK-1 ve ŞİMŞEK-2'nin ilk versiyonlarında yeniden kullanılabilir kademe bulunmayacak ancak şirket bu alandaki teknolojileri paralel olarak geliştirmeye devam ediyor.

Çalışmaların temelinde uzaya taşınan faydalı yüklerde kilogram başına fırlatma maliyetinin azaltılması bulunuyor. Yeniden kullanılabilir kademelerin geliştirilmesiyle fırlatma araçlarının belirli bölümlerinin tek görev sonunda kaybedilmesi yerine tekrar kullanılabilmesi ve böylece uzaya erişim maliyetlerinin aşağı çekilmesi hedefleniyor.

İkinci, bu alandaki çalışmaların dünyadaki eğilimler dikkate alınarak yürütüldüğünü, ROKETSAN'ın da maliyetleri uluslararası seviyede rekabetçi hale getirecek teknolojiler üzerinde çalıştığını belirtti. ŞİMŞEK ailesinde geliştirilen ve doğrulanan alt sistemlerin sonraki nesil fırlatma araçlarında kullanılabilmesi planlanıyor.

Türkiye'nin uzay programında son yıllarda eş zamanlı ilerleyen projeler de bu hedefin daha geniş bir teknoloji zincirinin parçası olduğunu ortaya koyuyor. İMECE ile yer gözleminde kritik alt sistemlerin geliştirilmesi, TÜRKSAT 6A ile yerli haberleşme uydusu kabiliyetinin kazanılması, insanlı bilim misyonlarının gerçekleştirilmesi ve Ay Uzay Aracı'nın test aşamasına ulaşmasının ardından fırlatma sistemleri de programın önemli başlıklarından biri haline geldi.

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…