Beyazperdede yapay zekânın (YZ) yeri giderek büyüyor. Eşi Alkan Avcıoğlu’yla beraber vizyona giren ilk yapay zekâ üretimi uzun metrajlı film olan “Gerçek Ötesi”ne (Post Truth) imza atan Gizem Avcıoğlu namıdiğer Vikki Bardot, yine bir yapay zekâ yapımıyla seyirci karşısında… Bu defa yönetmenliğini üstlendiği “Uyuyan Kadın”da Georges Perec’in romanından ilham alıyor. Teknoloji çağındaki manevi kopuşa odaklanan eser, 50 binden fazla görüntü ile kurgulanarak iki yılda tamamlandı. 36. Cottbus Film Festivali’nin ana yarışmasına seçilen eser, dün Altın Portakal’da da gösterildi. Biz de yönetmenle konuştuk…
-“Uyuyan Kadın” tamamı yapay zekâ ile üretilmiş bir eser... Hâliyle ne oyuncunuz vardı ne de bir set ekibi… Sizin için büyük kolaylık olsa gerek. Ancak yapay zekâ (YZ) zihninizde olanı ortaya çıkarmak için yeterli oldu?
Zihnimdeki fikirleri perdeye yansıtmak ve sinematografiden ses tasarımına kadar her unsuru kontrol etmede avantaj sağladı. Zaten bana kalırsa yapay zekânın bir sanatçıya sağladığı en büyük avantaj da bu. Auteur sineması felsefesine uygun, yönetmenin her şeyi kontrol ettiği bir yapım modelini mümkün kılıyor.
-Aslında bir edebî eseri YZ ile sinemaya taşıdınız. YZ işinize, sıradan bir filmde olmayan ne kattı?
Aslında Perec’in “Uyuyan Adam” romanından ve kullandığı ikinci tekil şahıs anlatımından ilham alan özgün bir filme imza attık. Perec’in karakteri toplumdan uzaklaşarak yabancılaşırken benim filmimde insanlar tam tersine, sürekli bağlantıda kalarak aynı yabancılaşmayı yaşıyor. Yapay zekânın gerçekçilikten uzak, yer yer mekanik görünen sentetik estetiği de giderek hissizleşen bir toplumu anlatmak için uygun bir sinema dili sunuyor. Biçim ile içerik arasında doğrudan bir uyum var.
-Filmde insanları gelişen teknolojiye karşı ikaz da ediyorsunuz. Yapay zekâyı yine yapay zekâ araçlarıyla eleştirmek dilemma değil mi?
Bence tam tersine, bu paradoks filmin en ilginç yanlarından biri, hatta en insani yönü. Bugün hepimiz eleştirdiğimiz sistemlerin aynı zamanda bir parçasıyız. Bunun aksini iddia ederek kendimizi eleştirdiğimiz dünyanın dışında konumlandırmak, sahte bir ahlaki üstünlük ve erdem pozisyonu oluşturuyor.
-Filmde Huxley’den referansla teknolojiye tapınmaya doğru karanlık bir yola girildiğine dair vurgular var. Sizce insanlık nereye gidiyor?
Huxley’nin öngördüğü gibi, insanlık baskıyla değil, hazla ve sonsuz bir dikkat dağınıklığıyla kontrol edilen bir topluma dönüşüyor. Her zamankinden daha fazla bilgiye erişiyoruz ama bu bizi daha bilinçli ya da daha özgür insanlar yapmıyor. İnsanlığın gittiği yön ise teknolojiden ziyade kendi tercihlerini sorgulayıp aynaya baktığında daha iyi olacak. Bunu yapana kadar da sanırım manevi kopuşların yaşandığı bir dönemden geçmeye devam edeceğiz.
Gizem Avcıoğlu

- Peki, YZ’nin yükseldiği böyle bir dönemde sinema ne hâle bürünecek?
Algoritmalara ve büyük veriye göre üretilen, giderek kısalan dikkat sürelerine hitap eden içeriklerin internete hâkim olmaya devam edeceğini düşünüyorum. Ancak bir sanat olarak sinema bütün bunlara direnmenin yolunu bulacaktır. Fakat beyazperdenin yeniliklere ihtiyacı olduğunu da düşünüyorum. Çünkü sanat sineması bile giderek birbirine benzeyen, aynı kalıpları tekrarlayan filmlerle doldu.
- Ancak YZ’yi Türkiye’deki vizyonda daha ziyade düşük bütçeli işlerde görmeye başladık. “YZ sinemadaki kaliteyi düşürüyor” eleştirilerine dair ne söylersiniz?
Aslında animasyonları bir kenara bırakırsak henüz YZ ile üretilmiş uzun metrajlı film pek yok. Elbette, üretimi çoğaltan her teknolojik sıçrama gibi bu da düşük kaliteli işlerin sayısını artıracaktır. Dijital kameralar da benzer bir şey yapmıştı. Fakat pek çok bağımsız yönetmenin çıkışına imkân verdiği için sinema sanatının daha ileri gitmesine vesile oldu. Benzer şekilde YZ de düşük eforlu yapımları artıracak ama bu teknolojiyi gerçekten üretken biçimde kullanan az sayıda yönetmenin, sinema sanatını bugünkünden çok daha ileri taşıyacağını öngörmek zor değil.







Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…