Bildirimler

Bildirimler yükleniyor…

Köşe Yazısı

Hukuk, devlet ve hicap

Ahmet Said Aydil
Akşam3 dk okuma48 okunma
Akşam

Son haftalarda medya organlarında yanıltıcı bir gündem söz konusu. Sanılanın aksine, Azerbaycan'da başörtüsü yasaklanmadı. Tıpkı bir zamanlar Türkiye'de de yasak olmadığı gibi. En azından kanunların dili bize bunu söylüyor. Azerbaycan'da Temmuz ayında Genel Eğitim Kanunu'na eklenen "millîlik ve dünyevîlik" ilkesi ile ardından Eylül ve Ekim aylarında kabul edilen kıyafet düzenlemeleri, başörtüsünden hiç söz etmiyor. Bunun yerine okul üniformasının bütünlüğünden, laik eğitimin korunmasından ve öğretmenlerin meslekî görünümünden bahsediliyor. Burada hukukun tanıdık bir maharetiyle karşılaşıyoruz. Lafzen herkese eşit uygulanan bir düzenleme, fiilen belirli bir toplumsal kesimi dışlayabiliyor. Üstelik ayrımcılık, ayrımcılığa uğrayanın adını anmadan da gerçekleştirilebiliyor. Peki, bu düzenlemeler neyi koruyor Her hukuk kuralının bir amacı, her yasağın korumayı vadettiği bir değer vardır. Azerbaycan'ın resmî metinleri dünyevî eğitimi ve kıyafet birliğini öne çıkarırken, devlet haber ajansına yapılan açıklamalarda disiplin, sosyal eşitlik ve öğrencilerin eğitimlerine odaklanması gerekçe gösteriliyor. Türkiye bu hukuk diline yabancı değil. Anayasa Mahkemesi, 1989 ve 1991 yıllarında üniversitelerde başörtüsü serbestisini laik Cumhuriyetin korunması, çağdaşlaşma ve toplumsal ayrışma endişeleri üzerinden değerlendirmişti. Laikliğin özgürlüklere feda edilemeyeceği savunuluyordu. Böylece bireyin özgürlüğünü güvence altına alması beklenen anayasal ilke, o özgürlüğün sınırlandırılmasının gerekçesine dönüşüyordu. Bu noktada sıklıkla şöyle bir itiraz yükselir: Devletin laikliği ile vatandaşın laikliği birbirinden farklı şeylerdir. Devletin laikliği, onun tarafsızlığı anlamına gelir ve bu tarafsızlık, vatandaşın dinî kimliğinden arınmasını gerektirmez. Buradan hareketle de vatandaşın eğitim ve çalışma hakkını kullanabilmek için devletin makbul gördüğü kimliğe bürünmeye mecbur bırakılamayacağı sonucuna varılır. Biz bu fikre vardığı sonuç itibarıyla katılsak da dayandığı gerekçeyi bütünüyle paylaşamıyoruz. Zira bize göre devletin bütünüyle "laik", yani dünyevî ve değerlerden bağımsız olması mümkün değildir. Devletin adil olması gerektiğini söylesek herhâlde kimse itiraz etmez. Fakat adaletin ne olduğunu sorduğumuzda aynı fikir birliğini bulabilir miyiz Muhtemelen hayır. Ancak üzerinde uzlaşabildiğimiz ölçüde bir araya gelir, anayasalar yapar ve devletler kurarız. ünkü adalet, yalnızca teknik düzenlemelerle veya üzerinde herkesin mutabık kaldığı birtakım dünyevi ölçütlerle tanımlanabilecek bir kavram değildir. Neyin iyi, doğru, haklı ve insana yaraşır olduğuna ilişkin ahlaki kabullerimize dayanır. Bu anlamda adalet, kaçınılmaz olarak dünyevî olanın ötesine uzanır. Devletin hangi değerleri korumaya layık gördüğü, hangi özgürlükleri sınırlandırdığı ve hangi hayat tarzını makbul saydığı da bu kabullerden bağımsız değildir.

Sanılanın aksine, Azerbaycan'da başörtüsü yasaklanmadı.

Tıpkı bir zamanlar Türkiye'de de yasak olmadığı gibi.

En azından kanunların dili bize bunu söylüyor.

Azerbaycan'da Temmuz ayında Genel Eğitim Kanunu'na eklenen "millîlik ve dünyevîlik" ilkesi ile ardından Eylül ve Ekim aylarında kabul edilen kıyafet düzenlemeleri, başörtüsünden hiç söz etmiyor. Bunun yerine okul üniformasının bütünlüğünden, laik eğitimin korunmasından ve öğretmenlerin meslekî görünümünden bahsediliyor.

Burada hukukun tanıdık bir maharetiyle karşılaşıyoruz. Lafzen herkese eşit uygulanan bir düzenleme, fiilen belirli bir toplumsal kesimi dışlayabiliyor. Üstelik ayrımcılık, ayrımcılığa uğrayanın adını anmadan da gerçekleştirilebiliyor.

Peki, bu düzenlemeler neyi koruyor Her hukuk kuralının bir amacı, her yasağın korumayı vadettiği bir değer vardır. Azerbaycan'ın resmî metinleri dünyevî eğitimi ve kıyafet birliğini öne çıkarırken, devlet haber ajansına yapılan açıklamalarda disiplin, sosyal eşitlik ve öğrencilerin eğitimlerine odaklanması gerekçe gösteriliyor.

Türkiye bu hukuk diline yabancı değil. Anayasa Mahkemesi, 1989 ve 1991 yıllarında üniversitelerde başörtüsü serbestisini laik Cumhuriyetin korunması, çağdaşlaşma ve toplumsal ayrışma endişeleri üzerinden değerlendirmişti. Laikliğin özgürlüklere feda edilemeyeceği savunuluyordu. Böylece bireyin özgürlüğünü güvence altına alması beklenen anayasal ilke, o özgürlüğün sınırlandırılmasının gerekçesine dönüşüyordu.

Bu noktada sıklıkla şöyle bir itiraz yükselir: Devletin laikliği ile vatandaşın laikliği birbirinden farklı şeylerdir. Devletin laikliği, onun tarafsızlığı anlamına gelir ve bu tarafsızlık, vatandaşın dinî kimliğinden arınmasını gerektirmez. Buradan hareketle de vatandaşın eğitim ve çalışma hakkını kullanabilmek için devletin makbul gördüğü kimliğe bürünmeye mecbur bırakılamayacağı sonucuna varılır.

Biz bu fikre vardığı sonuç itibarıyla katılsak da dayandığı gerekçeyi bütünüyle paylaşamıyoruz.

Zira bize göre devletin bütünüyle "laik", yani dünyevî ve değerlerden bağımsız olması mümkün değildir. Devletin adil olması gerektiğini söylesek herhâlde kimse itiraz etmez. Fakat adaletin ne olduğunu sorduğumuzda aynı fikir birliğini bulabilir miyiz Muhtemelen hayır. Ancak üzerinde uzlaşabildiğimiz ölçüde bir araya gelir, anayasalar yapar ve devletler kurarız.

ünkü adalet, yalnızca teknik düzenlemelerle veya üzerinde herkesin mutabık kaldığı birtakım dünyevi ölçütlerle tanımlanabilecek bir kavram değildir. Neyin iyi, doğru, haklı ve insana yaraşır olduğuna ilişkin ahlaki kabullerimize dayanır. Bu anlamda adalet, kaçınılmaz olarak dünyevî olanın ötesine uzanır. Devletin hangi değerleri korumaya layık gördüğü, hangi özgürlükleri sınırlandırdığı ve hangi hayat tarzını makbul saydığı da bu kabullerden bağımsız değildir.

Yazara Ait Diğer Yazılar

Bir istiare olarak Gazze

2016 yılında Helga Tawil-Souri ve Dina Matar'ın editörlüğünde yayımlanan Gaza as Metaphor kitabı, Gazze'yi yalnızca coğrafî bir mekân veya insanî bir felaketin sahnesi olarak değil, modern dünyanın daha geniş çelişkilerini görünür kılan bir mercek olarak ele alır."Açık hava hapishanesi", kuşatma, işgal, yoksulluk, direniş, travma ve mahrumiyet gibi

Yeni Asya · 23.09.2026

Yeni Almanya -2

Avrupa genelinde derinleşen iş gücü açığı, yaşlanan nüfus ve ekonomik durgunluk artık inkâr edilemeyecek boyutta.Almanya dahil birçok ülke sanayi, hizmetler ve kamu sektöründe genç göçmen emeğine ihtiyaç duyarken siyaset giderek göçmen karşıtlığı ve "remigration", yani tersine göç söylemi etrafında şekilleniyor. Peki, iktisadî gerçeklikle taban tab

Yeni Asya · 19.09.2026

Yeni Almanya -1

Sachsen-Anhalt eyalet seçimleri Almanya siyasetinde yeni bir dönemin kapısını açtı.Alternative für Deutschland (AfD), ön sonuçlara göre oyların yüzde 43,8'ini alarak açık ara birinci parti oldu. 2021'de yüzde 20,8 oy alan parti, beş yılda desteğini iki katından fazla artırdı. CDU (Hristiyan Demokratlar) ise yüzde 17,2'ye geriledi. AfD tek başına hü

Yeni Asya · 18.09.2026

Mekke Anlaşması-2

Mekke Anlaşmasının temel hükmü, taraflardan birine yönelik silahlı bir saldırının diğerlerine de yapılmış sayılacağını öngörüyor.Ankara ve İslamabad yetkilileri anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu, İran dâhil herhangi bir devleti doğrudan hedef almadığını ve tarafların mevcut ikili veya çok taraflı taahhütlerini etkilemediğini vurguluyor. Anlaşmanın

Yeni Asya · 24.08.2026