Bildirimler

Bildirimler yükleniyor…

Köşe Yazısı

Yeni Almanya -2

Ahmet Said Aydil
Akşam3 dk okuma114 okunma
Akşam

Avrupa genelinde derinleşen iş gücü açığı, yaşlanan nüfus ve ekonomik durgunluk artık inkâr edilemeyecek boyutta. Almanya dahil birçok ülke sanayi, hizmetler ve kamu sektöründe genç göçmen emeğine ihtiyaç duyarken siyaset giderek göçmen karşıtlığı ve "remigration", yani tersine göç söylemi etrafında şekilleniyor. Peki, iktisadî gerçeklikle taban tabana zıt görünen bu tablo yalnızca bir çelişki mi Yoksa başka bir siyasal tasarımın habercisi mi Sachsen-Anhalt AfD lideri Ulrich Siegmund'un seçim zaferinden birkaç gün sonra yaptığı açıklama ikinci ihtimali ciddiye almak gerektiğini gösteriyor. İsrailli savunma şirketi Elbit'in eyalete yatırım yapması sorulduğunda, savunma sanayii ürünlerini toptan reddetmediklerini; gelecekteki "remigration ve sınır dışı etme taarruzu" için bunlara ihtiyaç duyacaklarını söyledi. Bize göre Avrupa'daki yeni aşırı sağın hedefini yalnızca milyonlarca insanı fiziksel olarak sınır dışı etmek şeklinde okumak eksik kalır. Daha gerçekçi tehlike, sınır dışı edilme ve vatandaşlık statüsünü kaybetme tehdidinin sürekli hissedildiği, siyasî ve sosyal hakları daha kırılgan bir göçmen alt sınıfının kalıcılaşmasıdır. Bu niyet AfD'nin din özgürlüğüne yaklaşımında özellikle berraklaşıyor. Parti, Almanya'da din özgürlüğünün Müslümanlar bakımından fazla geniş yorumlandığını, hatta âdeta diğer hakların üzerinde duran bir "süper temel hak" haline geldiğini savunuyor ve bunu yeniden "makul ölçülere" çekmeyi vaat ediyor. Oysa Almanya'da Müslümanların diğer din mensuplarına tanınmayan olağanüstü ayrıcalıklara sahip olduğu bir düzen yok. Tam tersine, kurumsal temsil, kamusal görünürlük ve eşit katılım gibi birçok alanda Müslümanların konumu hâlâ tartışmalı ve kırılgan. Üstelik ortada toplumsal düzeni altüst edecek sıra dışı talepler de yok: cami, din eğitimi veya başörtüsü gibi meseleler esasen diğer vatandaşların sahip olduğu din özgürlüğünün Müslümanlar bakımından da tanınması talebinden ibaret. Buna rağmen önce imtiyazlı ve tehditkâr bir "Müslüman" profili üretiliyor, ardından onun haklarını kısmak eşitliğin tesisiymiş gibi sunuluyor. Böylece zaten asgari standartlarda tartışılan bir eşitlik zemini daha da aşağı çekilirken, Müslümanlara da kamusal hayatta ne kadar görünür ve talepkâr olabileceklerinin sınırı hatırlatılıyor. Asıl mesele, milyonlarca insanın hukuken ülkede kalmaya devam ederken ne kadar eşit ne kadar güvende ve ne ölçüde siyasal topluluğun parçası sayılacağıdır. Modern Avrupa'da ayrımcılık açıkça ikinci sınıf vatandaşlık ilanıyla değil, haklara erişimin kademeli daraltılması, aidiyetin sürekli sorgulanması ve eşitliğin istisnalar yoluyla aşındırılması üzerinden normalleştirilebilir.

Almanya dahil birçok ülke sanayi, hizmetler ve kamu sektöründe genç göçmen emeğine ihtiyaç duyarken siyaset giderek göçmen karşıtlığı ve "remigration", yani tersine göç söylemi etrafında şekilleniyor.

Peki, iktisadî gerçeklikle taban tabana zıt görünen bu tablo yalnızca bir çelişki mi Yoksa başka bir siyasal tasarımın habercisi mi

Sachsen-Anhalt AfD lideri Ulrich Siegmund'un seçim zaferinden birkaç gün sonra yaptığı açıklama ikinci ihtimali ciddiye almak gerektiğini gösteriyor. İsrailli savunma şirketi Elbit'in eyalete yatırım yapması sorulduğunda, savunma sanayii ürünlerini toptan reddetmediklerini; gelecekteki "remigration ve sınır dışı etme taarruzu" için bunlara ihtiyaç duyacaklarını söyledi.

Bize göre Avrupa'daki yeni aşırı sağın hedefini yalnızca milyonlarca insanı fiziksel olarak sınır dışı etmek şeklinde okumak eksik kalır. Daha gerçekçi tehlike, sınır dışı edilme ve vatandaşlık statüsünü kaybetme tehdidinin sürekli hissedildiği, siyasî ve sosyal hakları daha kırılgan bir göçmen alt sınıfının kalıcılaşmasıdır.

Bu niyet AfD'nin din özgürlüğüne yaklaşımında özellikle berraklaşıyor. Parti, Almanya'da din özgürlüğünün Müslümanlar bakımından fazla geniş yorumlandığını, hatta âdeta diğer hakların üzerinde duran bir "süper temel hak" haline geldiğini savunuyor ve bunu yeniden "makul ölçülere" çekmeyi vaat ediyor. Oysa Almanya'da Müslümanların diğer din mensuplarına tanınmayan olağanüstü ayrıcalıklara sahip olduğu bir düzen yok. Tam tersine, kurumsal temsil, kamusal görünürlük ve eşit katılım gibi birçok alanda Müslümanların konumu hâlâ tartışmalı ve kırılgan. Üstelik ortada toplumsal düzeni altüst edecek sıra dışı talepler de yok: cami, din eğitimi veya başörtüsü gibi meseleler esasen diğer vatandaşların sahip olduğu din özgürlüğünün Müslümanlar bakımından da tanınması talebinden ibaret. Buna rağmen önce imtiyazlı ve tehditkâr bir "Müslüman" profili üretiliyor, ardından onun haklarını kısmak eşitliğin tesisiymiş gibi sunuluyor. Böylece zaten asgari standartlarda tartışılan bir eşitlik zemini daha da aşağı çekilirken, Müslümanlara da kamusal hayatta ne kadar görünür ve talepkâr olabileceklerinin sınırı hatırlatılıyor.

Asıl mesele, milyonlarca insanın hukuken ülkede kalmaya devam ederken ne kadar eşit ne kadar güvende ve ne ölçüde siyasal topluluğun parçası sayılacağıdır. Modern Avrupa'da ayrımcılık açıkça ikinci sınıf vatandaşlık ilanıyla değil, haklara erişimin kademeli daraltılması, aidiyetin sürekli sorgulanması ve eşitliğin istisnalar yoluyla aşındırılması üzerinden normalleştirilebilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar

Hukuk, devlet ve hicap

Son haftalarda medya organlarında yanıltıcı bir gündem söz konusu.Sanılanın aksine, Azerbaycan'da başörtüsü yasaklanmadı. Tıpkı bir zamanlar Türkiye'de de yasak olmadığı gibi. En azından kanunların dili bize bunu söylüyor. Azerbaycan'da Temmuz ayında Genel Eğitim Kanunu'na eklenen "millîlik ve dünyevîlik" ilkesi ile ardından Eylül ve Ekim aylarında

Yeni Asya · 31.10.2026

Bir istiare olarak Gazze

2016 yılında Helga Tawil-Souri ve Dina Matar'ın editörlüğünde yayımlanan Gaza as Metaphor kitabı, Gazze'yi yalnızca coğrafî bir mekân veya insanî bir felaketin sahnesi olarak değil, modern dünyanın daha geniş çelişkilerini görünür kılan bir mercek olarak ele alır."Açık hava hapishanesi", kuşatma, işgal, yoksulluk, direniş, travma ve mahrumiyet gibi

Yeni Asya · 23.09.2026

Yeni Almanya -1

Sachsen-Anhalt eyalet seçimleri Almanya siyasetinde yeni bir dönemin kapısını açtı.Alternative für Deutschland (AfD), ön sonuçlara göre oyların yüzde 43,8'ini alarak açık ara birinci parti oldu. 2021'de yüzde 20,8 oy alan parti, beş yılda desteğini iki katından fazla artırdı. CDU (Hristiyan Demokratlar) ise yüzde 17,2'ye geriledi. AfD tek başına hü

Yeni Asya · 18.09.2026

Mekke Anlaşması-2

Mekke Anlaşmasının temel hükmü, taraflardan birine yönelik silahlı bir saldırının diğerlerine de yapılmış sayılacağını öngörüyor.Ankara ve İslamabad yetkilileri anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu, İran dâhil herhangi bir devleti doğrudan hedef almadığını ve tarafların mevcut ikili veya çok taraflı taahhütlerini etkilemediğini vurguluyor. Anlaşmanın

Yeni Asya · 24.08.2026