Bildirimler

Bildirimler yükleniyor…

Köşe Yazısı

Mekke'de yeni denklem: Üç ülke, dört güç ve eksik olan insan

Ali Akbaba
Akşam2 dk okuma132 okunma
Akşam

Mekke'de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşması, yalnızca üç ülke arasındaki askeri iş birliğini güçlendiren bir anlaşma olarak değil, İslam dünyasının geleceği açısından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir gelişme olarak okunmalıdır.

Anlaşmaya göre üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırı, üçüne birden yapılmış kabul edilecek. Bu yaklaşım, tarafların güvenlik alanındaki dayanışmasını kurumsal bir zemine taşıyor.

Ancak bu anlaşmanın asıl dikkat çekici tarafı, üç ülkenin sahip olduğu farklı güç unsurlarının aynı stratejik çerçevede buluşmasıdır.

Pakistan nükleer güçtür.

Suudi Arabistan enerji ve sermaye gücüdür.

Türkiye ise sanayi, teknoloji ve savunma sanayii alanında yükselen bir güçtür.

Bir başka ifadeyle; biri stratejik caydırıcılığa, biri enerji ve ekonomik güce, diğeri ise üretim ve teknoloji kapasitesine sahip üç ülke aynı güvenlik denkleminde buluşuyor.

Bu tablo, İslam dünyası açısından yeni bir düşünceyi gündeme getiriyor:

Sahip olduğumuz güçleri birbirinden bağımsız kullanmak yerine ortak bir stratejik vizyon etrafında birleştirebilir miyiz

Çünkü güç yalnızca askeri kapasiteden ibaret değildir.

Bir ülkenin petrolü olabilir. Ancak petrolü teknolojiye, sanayiye ve sürdürülebilir kalkınmaya dönüştürecek insan kaynağı yoksa sahip olunan zenginlik gerçek bir bağımsızlık üretmez.

Nükleer kapasiteye sahip olabilirsiniz. Ancak bilimsel araştırma, stratejik düşünce ve güçlü kurumlarınız yoksa bu kapasiteyi uzun vadeli bir güce dönüştürmek mümkün değildir.

Fabrikalar kurabilirsiniz. Ancak o fabrikalarda yeni teknolojiler geliştirecek mühendisleri, araştırmacıları ve girişimcileri yetiştiremiyorsanız üretiminiz başkasının teknolojisine bağımlı kalabilir.

İşte tam burada meselenin en önemli unsuru ortaya çıkıyor:

Eksik olan dördüncü güç insandır.

Ancak burada sözünü ettiğimiz insan yalnızca diploma sahibi insan değildir.

Bilgi sahibi, bilinçli, ahlaklı, sorumluluk sahibi, üreten, araştıran ve geleceği planlayabilen insandır.

İslami bilinç de bu noktada önem kazanmaktadır.

İslami bilinç, yalnızca dini sembollere sahip çıkmak veya ibadetleri yerine getirmekten ibaret değildir. İlim üretmek, adaleti gözetmek, emanete sahip çıkmak, çalışmak, üretmek, disiplinli olmak ve sahip olunan imkânları toplumun yararına kullanmaktır.

Kur'an'ın ilk emrinin "Oku" olması, bugün üzerinde yeniden düşünmemiz gereken güçlü bir mesajdır.

İslam dünyasının ihtiyacı yalnızca daha fazla silah, daha fazla fabrika veya daha fazla sermaye değildir.

İhtiyacımız olan; bilim insanları, mühendisler, araştırmacılar, stratejistler, girişimciler ve ahlaklı yöneticiler yetiştiren güçlü bir insan kaynağıdır.

Çünkü gerçek güç, sahip olunan kaynakların miktarıyla değil, o kaynakları nasıl kullandığınızla ölçülür.

Ekonomik bağımsızlık, teknolojik üstünlük, güçlü kurumlar, siyasi irade ve bilinçli toplum; modern dünyanın gerçek güç unsurlarıdır.

Bu nedenle Mekke'de imzalanan anlaşma, üç ülkenin savunma alanındaki dayanışmasının ötesinde değerlendirilmelidir.

Yazara Ait Diğer Yazılar

Bir fotoğrafa sığan ömürler: Gazze'nin şehit âlimleri ve yarım kalan bir divan

Bazı fotoğraflar vardır; yalnızca bir anı kaydetmez, bir dönemin hikâyesini, bir toplumun hafızasını ve insanlığın vicdanına bırakılmış ağır bir emaneti taşır. İlk bakışta sıradan bir toplantı gibi görünen bu fotoğraf da onlardan biri. Dar bir odada, birbirine yakın oturmuş, önlerinde defterler ve kitaplar bulunan insanlar... Kimi dinliyor, kimi dü

Milat · Bugün

Haseke'de Yeni Dönem: Devlet kurumları Sahaya Geri Dönüyor

Suriye'de 8 Aralık sonrası başlayan yeni dönemin en kritik başlıklarından biri, ülkenin parçalanmış idari ve güvenlik yapısının yeniden merkezi devlet çatısı altında bütünleştirilmesidir. Bu sürecin en hassas adreslerinden biri ise Haseke'dir. Uzun yıllardır YPG/SDG'nin güçlü bir şekilde varlık gösterdiği Haseke'de bugün yaşanan gelişmeler, yalnızc

Milat · 10.10.2026

Suriye'de Kürt Meselesi ve SDG Anlaşmasına yönelik toplumsal tutumlar

Suriye'de Kürt meselesine ilişkin son gelişmeler, yalnızca Kürtlerin değil, Arap nüfusunun ve genel olarak Suriye toplumunun geleceği açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir süreci ortaya koymaktadır. Bölgedeki farklı toplumsal kesimlerin anlaşmaya yönelik yaklaşımları birbirinden ayrışmakla birlikte, genel eğilimin Suriye'nin toprak bütünlü

Milat · 01.09.2026

Suriye'nin önceliği savaş değil, istikrar

Ortadoğu, uzun yıllardır savaşların, vekâlet mücadelelerinin ve güç rekabetlerinin merkezinde yer almaktadır. Bu nedenle bölgede yaşanan her gelişme yalnızca ilgili ülkeleri değil, aynı zamanda uluslararası aktörleri de yakından ilgilendirmektedir. Son dönemde Suriye-Lübnan ilişkileri ve özellikle Lübnan Hizbullahı'nın geleceği üzerine yapılan tart

Milat · 26.06.2026